Fetava-i Hindiyye – Guslü icab ettiren haller

[الْفَصْلُ الثَّالِثُ فِي الْمَعَانِي الْمُوجِبَةِ لِلْغُسْلِ]

مِنْهَا الْجَنَابَةُ وَهِيَ تَثْبُتُ بِسَبَبَيْنِ أَحَدُهُمَا خُرُوجُ الْمَنِيِّ عَلَى وَجْهِ الدَّفْقِ وَالشَّهْوَةِ مِنْ غَيْرِ إيلَاجٍ بِاللَّمْسِ أَوْ النَّظَرِ أَوْ الِاحْتِلَامِ أَوْ الِاسْتِمْنَاءِ.

Guslü icab ettiren hallerin birincisi cünüblüktür. Cünüblük, şu iki sebebten biri ile sabit olur :

1- Meninin, Dıfk İle (Atılarak), Dokunma Sebebi İle Girme Olmaksızın Şehvetle Birine Bakmaktan Dolayı Veya İhtilâmla Veyahut Da İstimna İle (Elle Meni Çıkarmak Sureti İle) Çıkma­sı

Bu durumda, meninin  uykuda veya  uyanıkken,  kadından veya erkekten çıkması arasında, cenabet olma bakımından— bir fark yoktur. Serahsî’nin Muhiyt’ınde de, Hidâye’de de böyledir.

وَتُعْتَبَرُ الشَّهْوَةُ عِنْدَ انْفِصَالِهِ عَنْ مَكَانِهِ لَا عِنْدَ خُرُوجِهِ مِنْ رَأْسِ الْإِحْلِيلِ. كَذَا فِي التَّبْيِينِ.

Meninin çıkışındaki şehvete itibar, meninin yerinden ayrılış zamanmadır. Meninin, zekerin deliğinden çıktığı vakte itibar edil­mez. Tebyîn’de de böyledir.

إذَا احْتَلَمَ أَوْ نَظَرَ إلَى امْرَأَةٍ فَزَالَ الْمَنِيُّ عَنْ مَكَانِهِ بِشَهْوَةٍ فَأَمْسَكَ ذَكَرَهُ حَتَّى سَكَنَتْ شَهْوَتُهُ ثُمَّ سَالَ الْمَنِيُّ عَلَيْهِ الْغُسْلُ عِنْدَهُمَا وَعِنْدَ أَبِي يُوسُفَ لَا يَجِبُ. هَكَذَا فِي الْخُلَاصَةِ.

İhtilâm Olan Kimsenin Durumu:

Bir kimse, ihtilâm olduğu veya bir kadına bakmasından do­layı, menisinin şehvetle yerinden ayrıldığı zaman, şehveti sakinleşinceye kadar, zekerini tutsa da, sonra o kimseden meni aksa, İmâm-i A’zam ve İmâm Muhammed’e göre, o kimseye gusül lazım olur. İmâm Ebû Yûsuf’a göre ise, lazım olmaz. Hülâsa’da da böy­ledir.

لَوْ اغْتَسَلَ مِنْ الْجَنَابَةِ قَبْلَ أَنْ يَبُولَ أَوْ يَنَامَ وَصَلَّى ثُمَّ خَرَجَ بَقِيَّةُ الْمَنِيِّ فَعَلَيْهِ أَنْ يَغْتَسِلَ عِنْدَهُمَا خِلَافًا لِأَبِي يُوسُفَ – رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى – وَلَكِنْ لَا يُعِيدُ تِلْكَ الصَّلَاةَ فِي قَوْلِهِمْ جَمِيعًا. كَذَا فِي الذَّخِيرَةِ وَلَوْ خَرَجَ بَعْدَ مَا بَالَ أَوْ نَامَ أَوْ مَشَى لَا يَجِبُ عَلَيْهِ الْغُسْلُ اتِّفَاقًا. كَذَا فِي التَّبْيِينِ.

Kendisine gusül icab etmiş olan bir kimse, uyumadan ve
bevletmeden önce yıkanmış olsa ve sonra da namaz kılsa, bundan sonra da meninin
arta kalan kısmı çıkmış bulunsa, bu durumda İmâm-i A’zam Ebû Hanîfe ve İmâm
Muhammed’e göre, o kimsenin tekrar yıkanması gerekir. İmâm Ebû Yûsuf a göre ise,
tekrar yıkan­ması gerekmez.

Fakat, her üç imamımıza göre de, kılmış bulunduğu namazı tekrar kılması (iade etmesi) gerekmez. Zehıyre’de de böyledir.

Şayet, bevlettikten veya biraz uyuduktan veyahut da bir mik­tar yürüdükten sonra, o meni çıkmış olursa, bu durumda, o kimse­nin tekrar gusletmesinin gerekmediği hususunda, imâmlarımızın it­tifakı vardır. Tebyîn’de de böyledir.

إذَا احْتَلَمَ الرَّجُلُ وَانْفَصَلَ الْمَنِيُّ مِنْ مَوْضِعِهِ إلَّا أَنَّهُ لَمْ يَظْهَرْ عَلَى رَأْسِ الْإِحْلِيلِ لَا يَلْزَمُهُ الْغُسْلُ. كَذَا فِي فَتَاوَى قَاضِي خَانْ.

îhtilâm olan bir kimsenin menisi, yerinden ayrılır ve fakat zeker deliğinin başında görünmezse, o kimsenin gusletmesi gerek­mez. Fâtâvâyi Kâdîhân’da da böyledir.

رَجُلٌ بَالَ فَخَرَجَ مِنْ ذَكَرِهِ مَنِيٌّ إنْ كَانَ مُنْتَشِرًا عَلَيْهِ الْغُسْلُ وَإِنْ كَانَ مُنْكَسِرًا عَلَيْهِ الْوُضُوءُ. كَذَا فِي الْخُلَاصَةِ.

Bir kimsenin, bevlettiğinde, menisi çıkarsa, bu durumda eğer zekeri yaygın ise, o kimseye gusül lâzım gelir; değilse, abdest lazım gelir. Hülâsa’da da böyledir.

إذَا اغْتَسَلَتْ بَعْدَ مَا جَامَعَهَا زَوْجُهَا ثُمَّ خَرَجَ مِنْهَا مَنِيُّ الزَّوْجِ فَعَلَيْهَا الْوُضُوءُ دُونَ الْغُسْلِ وَإِنْ اسْتَيْقَظَ الرَّجُلُ وَوَجَدَ عَلَى فِرَاشِهِ أَوْ فَخِذِهِ بَلَلًا وَهُوَ يَتَذَكَّرُ احْتِلَامًا إنْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ مَنِيٌّ أَوْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ مَذْيٌ أَوْ شَكَّ أَنَّهُ مَنِيٌّ أَوْ مَذْيٌ فَعَلَيْهِ الْغُسْلُ وَإِنْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ وَدْيٌ لَا غُسْلَ عَلَيْهِ وَإِنْ رَأَى بَلَلًا إلَّا أَنَّهُ لَمْ يَتَذَكَّرْ الِاحْتِلَامَ فَإِنْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ وَدْيٌ لَا يَجِبُ الْغُسْلُ وَإِنْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ مَنِيٌّ يَجِبُ الْغُسْلُ وَإِنْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ مَذْيٌ لَا يَجِبُ الْغُسْلُ وَإِنْ شَكَّ أَنَّهُ مَنِيٌّ أَوْ مَذْيٌ قَالَ أَبُو يُوسُفَ – رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى -: لَا يَجِبُ الْغُسْلُ حَتَّى يَتَيَقَّنَ بِالِاحْتِلَامِ، وَقَالَا: يَجِبُ.
هَكَذَا ذَكَرَهُ شَيْخُ الْإِسْلَامِ وَقَالَ الْقَاضِي الْإِمَامُ أَبُو عَلِيٍّ النَّسَفِيُّ: ذَكَرَ هِشَامٌ فِي نَوَادِرِهِ عَنْ مُحَمَّدٍ إذَا اسْتَيْقَظَ الرَّجُلُ فَوَجَدَ الْبَلَلَ فِي إحْلِيلِهِ وَلَمْ يَتَذَكَّرْ حُلْمًا إنْ كَانَ ذَكَرُهُ مُنْتَشِرًا قَبْلَ النَّوْمِ فَلَا غُسْلَ عَلَيْهِ إلَّا إنْ تَيَقَّنَ أَنَّهُ مَنِيٌّ وَإِنْ كَانَ ذَكَرُهُ سَاكِنًا قَبْلَ النَّوْمِ فَعَلَيْهِ الْغُسْلُ قَالَ شَمْسُ الْأَئِمَّةِ الْحَلْوَانِيُّ هَذِهِ الْمَسْأَلَةُ يَكْثُرُ وُقُوعُهَا وَالنَّاسُ عَنْهَا غَافِلُونَ فَيَجِبُ أَنْ تُحْفَظَ. كَذَا فِي الْمُحِيطِ.

Kocası ile cima ettikten sonra yıkanan bir kadından,
yıkan­dıktan sonra, kocasının menisi çıksa; o kadına, gusül değil, abdest lâzım
gelir.

Uyandığı zaman, yatağında veya uyluğunda yaşlık bulan bir kimse, ihtilâm olduğunu da hatırlamakta olsa; eğer, o yaşlığın, meni veya mezi olduğuna kanaat getirir veya meni mi, mezi mi ol­duğunda şüpheye düşerse, o kimse üzerine gusül lazım olur. Fakat, o yaşlığın vedi   olduğuna kanaat getirirse, kendisine gusül gerek­mez.

Eğer, yaşlığı görür fakat ihtilâm olduğunu hatırlamaz ve
yaşlığın da vedi olduğu kanaatine varırsa, yine, o kimseye gusül
gerekmez.

Fakat, bu yaşlığın meni olduğu kanaatine varırsa,
gusletmesi icabeder.

Eğer, o kimse, yaşlığın, mezi olduğuna inanırsa, yine gusletmesi icab etmez.

Şayet, bu yaşlığın, meni veya mezi olduğu hususunda
şüpheye düşerse; İmâm Ebû Yûsuf’a göre, ihtilâm olduğuna kanaat getirme­dikçe,
gusletmesi lazım olmaz. îmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe ile İmâm Muhammed’e göre ise, bu
durumda, gusletmesi gerekir. Bu kavilleri Şeyhu’l-İslâm
nakletmiştir.

Kâdî İmâm Ebû Ali en-Nesefî, şöyle demiştir : -«Hişam, İmâm Muhammed’den, Nevâdir’de onun şöyle dediğini nakletti: Bir adam, uyandığı vakit, zekerinin deliğinde yaşlık bulsa ve ihtilâm ol­duğunu da hatırlamasa; eğer, zekeri, uyumadan önce yaygın idiyse, o kimsenin gusletmesi gerekmez. Fakat, o yaşlığın, meni olduğuna kanaat getirirse, o zaman gusleder. Fakat, o kimsenin zekeri, uyumadan önce, sakin idiyse, o senin üzerine gusül lâzım olur.

Şemsu l-Eimme Halvânî : «Bu mes’ele çok zaman vuku’ olur. Fakat, insanlar bundan habersizdirler. Bu meseleleri hıfzetmek (anı da bulundurmak) gerekir.» demiştir. Muhiyt’te de böyledir.

وَلَوْ تَذَكَّرَ الِاحْتِلَامَ وَلَذَّةَ الْإِنْزَالِ وَلَمْ يَرَ بَلَلًا لَا يَجِبُ عَلَيْهِ الْغُسْلُ وَالْمَرْأَةُ كَذَلِكَ فِي ظَاهِرِ الرِّوَايَةِ؛ لِأَنَّ خُرُوجَ مَنِيِّهَا إلَى فَرْجِهَا الْخَارِجِ شَرْطٌ لِوُجُوبِ الْغُسْلِ عَلَيْهَا وَعَلَيْهِ الْفَتْوَى. هَكَذَا فِي مِعْرَاجِ الدِّرَايَةِ.

İthtilâm olduğunu hatırlayan ve  inzal lezzetini duyan bir kimse, bir yaşlık görmese, o kimsenin gusletmesi lazım gelmez. Zâhirü’r-rivâye’de hüküm, kadın için de böyledir.

Kadının, üzerine guslün farz olması için, menisinin, fercinin dışına çıkmış olması şarttır. Fetva da bunun üzerinedir. Mi’râcü’d Dirâye’da de böyledir.

إذَا نَامَ الرَّجُلُ قَاعِدًا أَوْ قَائِمًا أَوْ مَاشِيًا ثُمَّ اسْتَيْقَظَ وَوَجَدَ بَلَلًا فَهَذَا وَمَا لَوْ نَامَ مُضْطَجِعًا سَوَاءٌ. كَذَا فِي الْمُحِيطِ.

Oturduğu yerde veya ayakta veya yürüdüğü halde uyuyan kimse, uyandıktan sonra, bir yaşlık bulsa; yatarak uyuyan kimse hakkındaki, hükme tabi’dir. Muhiyt’te de böyledir.

إذَا وُجِدَ فِي الْفِرَاشِ مَنِيٌّ وَيَقُولُ الزَّوْجُ: مِنْ الْمَرْأَةِ، وَتَقُولُ الْمَرْأَةُ: مِنْ الزَّوْجِ الْأَصَحُّ أَنَّهُ يَجِبُ الْغُسْلُ عَلَيْهِمَا احْتِيَاطًا. كَذَا فِي الظَّهِيرِيَّةِ.

Yatakta meni bulunduğu zaman kocası da: karımdandır; karısı da: kocamdandır derseler esahh olan ihtiyatan her ikisi üzerınde güsl vacib olması dır. Zâhiriyye’de böyledir.

Bayılan Kimsenin Durumu:

الرَّجُلُ إذَا صَارَ مَغْشِيًّا عَلَيْهِ ثُمَّ أَفَاقَ وَوَجَدَ مَذْيًا عَلَى فَخِذِهِ أَوْ ثَوْبِهِ فَلَا غُسْلَ عَلَيْهِ وَكَذَلِكَ السَّكْرَانُ وَلَيْسَ هَذَا كَالنَّوْمِ كَذَا فِي الْمُحِيطِ.

Bayılmış olan bir kimse, ayıldığı zaman, uyluğunda veya el­bisesinde mezi bulsa, o kimsenin gusletmesi lazım gelmez. Sarhoş da böyledir. Bu haller, uyku gibi değildir. Muhıyt’te de böyledir.

رَجُلٌ اسْتَيْقَظَ وَهُوَ يَتَذَكَّرُ الِاحْتِلَامَ وَلَمْ يَرَ بَلَلًا وَمَكَثَ سَاعَةً فَخَرَجَ مَذْيٌ لَا يَلْزَمُهُ الْغُسْلُ، احْتَلَمَ لَيْلًا ثُمَّ اسْتَيْقَظَ وَلَمْ يَرَ بَلَلًا فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى صَلَاةَ الْفَجْرِ ثُمَّ نَزَلَ الْمَنِيُّ يَجِبُ عَلَيْهِ الْغُسْلُ. كَذَا فِي الذَّخِيرَةِ وَلَا يُعِيدُ الصَّلَاةَ وَكَذَا لَوْ احْتَلَمَ فِي الصَّلَاةِ وَلَمْ يُنْزِلْ حَتَّى أَتَمَّهَا فَأَنْزَلَ لَا يُعِيدُهَا وَيَغْتَسِلُ. كَذَا فِي فَتْحِ الْقَدِيرِ.

Bir kimse, uyandıktan sonra, ihtilâm olduğunu hatirlasa fakat bir yaşlık görmese, bir müddet bekledikten sonra mezi çık­sa, o kimseye gusül lazım gelmez.

Gece ihtilam olan ve fakat uyanınca yaşlık görmeyen bir kimseden, abdest alarak sabah namazım kıldıktan sonra, meni in­se, o kimseye gusül lazım olur. Zehiyre’de de böyledir. Ancak, bu kimse, kılmış olduğu sabah namazını iade eylemez (tekrar kılmaz)

Namaz kılarken uyuyup ihtilam olan bîr kimseden, meni, namazı tamamlanınca}^ kadar inmese de, namaz bittikten sonra in­se, bu kimse gusleder; fakat namazını iade etmez. Fethül – Kadîr’de de böyledir.

2- îlâc (Girmek)

(السَّبَبُ الثَّانِي الْإِيلَاجُ)

الْإِيلَاجُ فِي أَحَدِ السَّبِيلَيْنِ إذَا تَوَارَتْ الْحَشَفَةُ يُوجِبُ الْغُسْلُ عَلَى الْفَاعِلِ وَالْمَفْعُولِ بِهِ أَنْزَلَ أَوْ لَمْ يُنْزِلْ وَهَذَا هُوَ الْمَذْهَبُ لِعُلَمَائِنَا. كَذَا فِي الْمُحِيطِ وَهُوَ الصَّحِيحُ. كَذَا فِي فَتَاوَى قَاضِي خَانْ وَلَوْ كَانَ مَقْطُوعَ الْحَشَفَةِ يَجِبُ الْغُسْلُ بِإِيلَاجِ مِقْدَارِهَا مِنْ الذَّكَرِ. كَذَا فِي السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ.

İki yoldan (ferc ve dübür)  birine, zekerin haşefesi girdiği zaman, bu işi yapana (faile) de, yaptırana (mef’ûle) de gusül farz olur.

Bu durumda, inzal vaki’ olması ile olmaması arasında bir fark yoktur. Bu, bizim, imamlarımızın takip ettiği yoldur. Muhıyt’te de böyledir. Sahih olan da budur. Fetâvâyl Kâdîhânda da böyledir.

وَلَوْ كَانَ مَقْطُوعَ الْحَشَفَةِ يَجِبُ الْغُسْلُ بِإِيلَاجِ مِقْدَارِهَا مِنْ الذَّكَرِ. كَذَا فِي السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ.

Haşefesi kesik olan bir kimsenin, zekerinin geri kalan ye­rinden haşefe miktarı girdiği zaman, gusletmesi gerekir. Sirâcül -Vehhâc’da da böyledir.

وَالْإِيلَاجُ فِي الْبَهِيمَةِ وَالْمَيْتَةِ وَالصَّغِيرَةِ الَّتِي لَا يُجَامَعُ مِثْلُهَا لَا يُوجِبُ الْغُسْلَ بِدُونِ الْإِنْزَالِ. هَكَذَا فِي الْمُحِيطِ وَالصَّحِيحُ أَنَّهُ إذَا أَمْكَنَ الْإِيلَاجُ فِي مَحِلِّ الْجِمَاعِ مِنْ الصَّغِيرَةِ وَلَمْ يَفُضَّهَا فَهِيَ مِمَّنْ يُجَامَعُ. كَذَا فِي السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ.

Hayvan, ölü ve cima’ olunmayan küçük çocuğa yapılan mücamaatta, inzâl vuku’ bulmazsa, gusül gerekmez. Muhıyt’te de böy­ledir.

إذَا جُومِعَتْ الْمَرْأَةُ فِيمَا دُونَ الْفَرْجِ وَوَصَلَ الْمَنِيُّ إلَى رَحِمِهَا وَهِيَ بِكْرٌ أَوْ ثَيِّبٌ لَا غُسْلَ عَلَيْهَا لِفَقْدِ السَّبَبِ وَهُوَ الْإِنْزَالُ أَوْ مُوَارَاةُ الْحَشَفَةِ حَتَّى لَوْ حَبِلَتْ كَانَ عَلَيْهَا الْغُسْلُ لِوُجُودِ الْإِنْزَالِ. كَذَا فِي فَتَاوَى قَاضِي خَانْ وَإِذَا حَبِلَتْ فَإِنَّمَا عَلَيْهَا الْغُسْلُ مِنْ وَقْتِ الْمُجَامَعَةِ حَتَّى يَجِبَ عَلَيْهَا إعَادَةُ الصَّلَاةِ مِنْ ذَلِكَ الْوَقْتِ كَذَا فِي الْمُلْتَقَطِ.

Kız veya dul olan bir kadına, fercinin haricinden cima yapılsa da, meni kadının rahmine (döl yatağına) ulaşsa, o kadına gusül lazım olmaz. Çünkü bu durumda, ne haşefe girmiştir ve ne de inzâl vuku’ bulmuştur.

Ancak, bu durumda kadın hamile kalmış olursa, gusletmesi
ge­rekir. Çünkü hamilelik, inzalin vuku’ bulmuş olduğunu gösterir. Fe-tâvâyi
Kâdîhânda da böyledir.

Bir kadın, bu şekilde hamile kalmış olursa, gusletmesi ge­rektiği gibi, o mücamaatı yaptığı vakitten itibaren, kılmış olduğu namazları ıda iade eder. Mültekat’ta da böyledir.

لَوْ قَالَتْ امْرَأَةٌ: مَعِي جِنِّيٌّ يَأْتِينِي وَأَجِدُ فِي نَفْسِي مَا أَجِدُ إذَا جَامَعَنِي زَوْجِي لَا غُسْلَ عَلَيْهَا، كَذَا فِي مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ.

Bir kadın : «Cinni, benimle mücamaattâ bulunuyor; ben de, kocamla yaptığım cima’nın tadını buluyorum.» demiş olsa bile, o kadına, gusül gerekmez. Serahsî’nin Muhıyt’inde de böyledir.

غُلَامٌ ابْنُ عَشْرِ سِنِينَ جَامَعَ امْرَأَةً بَالِغَةً فَعَلَيْهَا الْغُسْلُ وَلَا غُسْلَ عَلَى الْغُلَامِ إلَّا أَنَّهُ يُؤْمَرُ بِالْغُسْلِ تَخَلُّقًا وَاعْتِيَادًا كَمَا يُؤْمَرُ بِالصَّلَاةِ تَخَلُّقًا وَاعْتِيَادًا وَلَوْ كَانَ الرَّجُلُ بَالِغًا وَالْمَرْأَةُ صَغِيرَةً يُجَامَعُ مِثْلُهَا فَعَلَى الرَّجُلِ الْغُسْلُ وَلَا غُسْلَ عَلَيْهَا وَجِمَاعُ الْخَصِيِّ يُوجِبُ الْغُسْلَ عَلَى الْفَاعِلِ وَالْمَفْعُولِ. كَذَا فِي الْمُحِيطِ.

On yaşındaki bir çocuk, balığa bir kadına cima etse,
kadına gusletmek lazım olur; çocuğa ise, lazım olmaz.

Fakat, itiyaten ve alışması için o çocuğa da gusletmesi emredilir. Nitekim, bu sebeblerle, o yaştaki çocuğa, namaz da emredilir.

Eğer, erkek, buluğa ermiş bulunur, kız da henüz bâliğa ol­mamış olursa, erkeğin gusletmesi lazım olur; kadının ise lazım ol­maz.

Husyelerle cima yapılsa, faile de mef’ûle de gusûl gerekir. Muhıyt’te de böyledir.

وَلَوْ لَفَّ عَلَى ذَكَرِهِ خِرْقَةً وَأَوْلَجَ وَلَمْ يُنْزِلْ قَالَ بَعْضُهُمْ: يَجِبُ الْغُسْلُ، وَقَالَ بَعْضُهُمْ: لَا يَجِبُ. وَالْأَصَحُّ إنْ كَانَتْ الْخِرْقَةُ رَقِيقَةً بِحَيْثُ يَجِدُ حَرَارَةَ الْفَرْجِ وَاللَّذَّةِ وَجَبَ الْغُسْلُ وَإِلَّا فَلَا وَالْأَحْوَطُ وُجُوبُ الْغُسْلِ فِي الْوَجْهَيْنِ، وَإِنْ أَوْلَجَ الْخُنْثَى الْمُشْكِلُ ذَكَرَهُ فِي فَرْجِ امْرَأَةٍ أَوْ دُبُرِهَا فَلَا غُسْلَ عَلَيْهِمَا وَكَذَا فِي فَرْجِ خُنْثَى مِثْلِهِ وَإِنْ أَوْلَجَ رَجُلٌ فِي فَرْجِ خُنْثَى مُشْكِلٍ لَمْ يَجِبْ عَلَيْهِ الْغُسْلُ وَهَذَا كُلُّهُ إذَا كَانَ مِنْ غَيْرِ إنْزَالٍ وَجَبَ الْغُسْلُ بِالْإِنْزَالِ. كَذَا فِي السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ.

Bir kimse, zekerine bir bez sararak, (ferce)  girdirmiş olsa fakat bu durumda da inzal vaki olmasa; âlimlerin bazıları: «O kim­seye gusül gerekir» demişler; bazıları ise : «…Gerekmez» demiş­lerdir.

Esahh olan : Eğer, sarılan bez ince olur da, kişi fercin sıcaklı­ğını ve tadını hissederse, gusletmesi üzerine vacib olur. Fakat, bun­ları hissetmezse, gusletmesi gerekmez.

İhtiyata uygun olan, her iki halde de, o kimsenin gusletmesidir.

Hünsâ-i müşkile (erkeklik ve kadınlık aletlerinin her ikisi de bulunan veya her ikisi ide bulunmayan ve erkek mi, kadın mı ol­duğu bilinmeyen kişi), zekerini, bir kadının önüne veya arkasına girdirse, kendisinin gusletmesi gerekmez.

Hünsâ’nın ferci hakkında da, durum aynıdır.

Eğer bir erkek, hünsâ-i müşkilin fercine zekerini idhâl etse, o erkeğin gusletmesi gerekmez.

Tabiîdir ki, bu söylediklerimizin tamamı inzal vaki’ olmadığı vakittedir. Yoksa, inzal vaki’ olursa, bu inzal sebebi ile, o kimsenin gusletmesi gerekir. Sirâcü’l – Vehhac’da da böyledir.

(وَمِنْهَا الْحَيْضُ وَالنِّفَاسُ)

يَجِبُ الْغُسْلُ عِنْدَ خُرُوجِ دَمِ حَيْضٍ أَوْ نِفَاسٍ وَوُصُولِهِ إلَى فَرْجِهَا الْخَارِجِ وَإِلَّا فَلَيْسَ بِخَارِجٍ وَلَا يَكُونُ حَيْضًا. كَذَا فِي التَّبْيِينِ.

3- Hayız ve nifas halleri, guslün sebeplerindendir.

Hayız ve nifas kanı, fercin haricine çıktığı vakit, kadına gus­letmesinin vacib olduğudur. Fercin haricine çıkmazsa o zaman çıkmış olan kan saılmaz ve hayız de sayılmaz. Tebyîn’de de böyledir.

الْمَرْأَةُ إذَا وَلَدَتْ وَلَمْ تَرَ الدَّمَ هَلْ يَجِبُ عَلَيْهَا الْغُسْلُ وَالصَّحِيحُ أَنَّهُ يَجِبُ. كَذَا فِي الظَّهِيرِيَّةِ.

Kadın doğduğu zaman kanı görmese, onun üzerıne güsl vacib olup olmamasında sahih olan güsl vacib olmasıdır. Zâhiriyye’de böyledir.