الْبَابُ الْخَامِسُ في الْمَسْحِ على الْخُفَّيْنِ
Taharet kitabının beşinci babı mestler üzerine meshetmek hakkındadır.
الْمَسْحُ على الْخُفَّيْنِ رُخْصَةٌ وَلَوْ أتى بِالْعَزِيمَةِ بَعْدَمَا رَأَى جَوَازَ الْمَسْحِ كان أَوْلَى كَذَا في التَّبْيِينِ
Mestler üzerine meshetmek bir ruhsattır. Bir kimse, meshin caiz olduğunu görüp bildikten sonra azimet yolunu tercih etmiş olsa, yani ayaklarım yıkasa, bu daha evla olur. Tebyîn’de de böyledir.
وَهَذَا الْبَابُ يَشْتَمِلُ على فَصْلَيْنِ
Bu bab içine iki fasıl alır.
الْفَصْلُ الْأَوَّلُ في الْأُمُورِ التي لَا بُدَّ منها في جَوَازِ الْمَسْحِ
Birinci fasıl meshin caiz olması için gereken şeyler hakkındadır
منها أَنْ يَكُونَ الْخُفُّ مِمَّا يُمْكِنُ قَطْعُ السَّفَرِ بِهِ وَتَتَابُعُ الْمَشْيِ عليه وَيَسْتُرُ الْكَعْبَيْنِ وَسَتْرُ ما فَوْقَهُمَا ليس بِشَرْطٍ هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Mestle yol yürümenin mümkün olması ve onun topuk kemiklerini örtmesi, meshin caiz olması için gereklidir. Topuklarının üst tarafını örtmesi şart değildir. Muhıyt’te de böyledir.
حتى لو لَبِسَ خُفًّا لَا سَاقَ له يَجُوزُ الْمَسْحُ إنْ كان الْكَعْبُ مَسْتُورًا وَيُمْسَحُ على الْجَوْرَبِ الْمُجَلَّدِ وهو الذي وُضِعَ الْجِلْدُ على أَعْلَاهُ وَأَسْفَلِهِ هَكَذَا في الْكَافِي
Hatta bir adam, ancak topuğunu örtecek kadar olup fazla uzun olmayan bir mest’e, meshetmlş olsa, bu caizdir.
Üstü ve altı deri ile kaplanmış olan çoraba, meshedilir. Kâfi’de de böyledir.
وَالْمُنَعَّلِ وهو الذي وُضِعَ الْجِلْدُ على أَسْفَلِهِ كَالنَّعْلِ لِلْقَدَمِ هَكَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ
Altına deri konularak, nalın şeklinde getirilmiş olan çorab da bunun üzerinedir. Sirâcül-Vehhâc’da da böyledir.
وَالثَّخِينِ الذي ليس مُجَلَّدًا وَلَا مُنَعَّلًا بِشَرْطِ أَنْ يَسْتَمْسِكَ على السَّاقِ بِلَا رَبْطٍ وَلَا يُرَى ما تَحْتَهُ وَعَلَيْهِ الْفَتْوَى كَذَا في النَّهْرِ الْفَائِقِ
Bir yere dayanmaksızın, ayakta dikine durabilen ve altı görünmeyen, derişiz kalın çoraba da meshetmek caizdir. Fetva da bunun üzerinedir. Nehrü’l-Fâık’ta da böyledir.
إذَا لَبِسَ مُكَعَّبًا لَا يُرَى من كَعْبَيْهِ أو قَدَمَيْهِ إلَّا مِقْدَارُ أُصْبُعٍ وَأُصْبُعَيْنِ جَازَ الْمَسْحُ عليه وهو بِمَنْزِلَةِ الْخُفِّ الذي لَا سَاقَ له كَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Bir adam, ayakları ve topukları görünmeyen ancak bir veya iki parmak miktarı görünen — bir fotin (ayakkabı) giyse, onun üzerine meshetmesi caizdir. Bu ayakkabı, koncu olmayan mest yerinedir. Fetâvâyi Kadîhân’da da böyledir.
وإذا لَبِسَ الْجُرْمُوقَيْنِ فَإِنْ لَبِسَهُمَا وَحْدَهُمَا فَإِنْ كَانَا من كِرْبَاسٍ أو ما يُشْبِهُهُ لَا يَجُوزُ الْمَسْحُ عَلَيْهِمَا وَإِنْ كَانَا من أَدِيمٍ أو ما يُشْبِهُهُ يَجُوزُ وَإِنْ لَبِسَهُمَا فَوْقَ الْخُفَّيْنِ فَإِنْ كَانَا من كِرْبَاسَ أو ما يُشْبِهُهُ لَا يَجُوزُ الْمَسْحُ عَلَيْهِمَا إلَّا أَنْ يَكُونَا رَقِيقَيْنِ يَصِلُ الْبَلَلُ إلَى ما تَحْتَهُمَا وَإِنْ كَانَا من أَدِيمٍ أو ما يُشْبِهُهُ أَجْمَعُوا أَنَّهُ إذَا لَبِسَهُمَا بَعْدَمَا أَحْدَثَ قبل أَنْ يَمْسَحَ على الْخُفَّيْنِ أو بَعْدَمَا أَحْدَثَ وَمَسَحَ عَلَيْهِمَا لَا يَجُوزُ الْمَسْحُ عَلَيْهِمَا وَإِنْ لَبِسَهُمَا قبل أَنْ يُحْدِثَ جَازَ الْمَسْحُ عَلَيْهِمَا عِنْدَنَا هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Ham bez veya benzeri bir şeyden yapılmış olan bir çizme giymiş bulunan kimsenin, bu çizmenin üzerine meshetmesi caiz olmaz.
Fakat, sahtiyandan veya benzeri şeylerden yapılmış olan çizmeler üzerine meshetmek caizdir.
Mestleri üzerine bezden veya benzeri bir şeyden yapılmış çizme giyen bir kimsenin, o çizmenin üzerine meshetmesi caiz olmaz. Fakat bu çizmeler, çok ince olur da, meshedilirken elin yaşlığı, altındaki mestlere geçerse, bu durumda meshetmek caiz olur.
Eğer, çizmeler sahtiyan (deri) ve benzeri şeylerden yapılmış olur ve o kimse, çizmelerini, ayaklanriı yıkamak sureti ile aldığı abdest bozulduktan fakat, mestlerinin üzerine meshetmeden önce giymiş veya ayni abdesti bozulduktan ve mestlerinin üzerine mesh ettikten sonra giymiş ise, o çizmelerin üzerine meshetmesi, bil-icmâ caiz olmaz. Fakat, eğer abdesti bozulmadan önce giymiş ise, o çizmelerin üzerine meshetmesi, bize göre caiz olur. Muhîyt’te de böyledir.
وَلَوْ لَبِسَ الْخُفَّيْنِ وَلَبِسَ أَحَدَ الْجُرْمُوقَيْنِ جَازَ له أَنْ يَمْسَحَ على الْخُفِّ الذي لَا جُرْمُوقَ عليه وَعَلَى الْجُرْمُوقِ كَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Bir kimse, mestlerinden birinin üzerine, çizmelerinden birini giymiş olsa, mestin biri ile, o tek çizmenin üzerine meshetmesi caiz olur. Fetâvâyî Kâdîhân’da da böyledir.
وَالْخُفُّ على الْخُفِّ كَالْجُرْمُوقِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Diğer mest üzerine giyilmiş olan mest çizme gibidir. Hulâsâ’da da böyledir.
وَلَوْ لَبِسَ خُفًّا ذَا طَاقَيْنِ له أَنْ يَمْسَحَ عليه كَذَا في الْكَافِي
Sahtiyan (deri) den veya benzerinden iki kat olarak yapılmış bulunan mestin üzerine meshedilir. Kafî’de de böyledir.
وَالصَّحِيحُ من الْمَذْهَبِ جَوَازُ الْمَسْحِ على الْخِفَافِ الْمُتَّخَذَةِ من اللُّبُودِ التُّرْكِيَّةِ لِأَنَّ مُوَاظَبَةَ الْمَشْيِ فيها سَفَرًا مُمْكِنٌ كَذَا في شَرْحِ الْمَبْسُوطِ لِلْإِمَامِ السَّرَخْسِيِّ
Türklerin keçeden yaptıklar mestleri, meshetmek caizdir. Çünkü onunla yola gitmek, yürümek mümkündür. Bu hususta, sahih olan yol da budur. Şerh-i Mebsû’t’ta da böyledir.
الْجَارُوقُ إنْ كان يَسْتُرُ الْقَدَمَ وَلَا يُرَى من الْكَعْبِ وَلَا من ظَهْرِ الْقَدَمِ إلَّا قَدْرُ أُصْبُعٍ أو أُصْبُعَيْنِ جَازَ الْمَسْحُ وَإِنْ لم يَكُنْ كَذَلِكَ لَكِنْ يَسْتُرُ الْقَدَمَ بِالْجِلْدِ إنْ كان مُتَّصِلًا بِالْجَارُوقِ بِالْخَرْزِ جَازَ الْمَسْحُ عليه وَإِنْ شَدَّهُ بِشَيْءٍ لَا كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Çarık, eğer ayağı Örter, ayağın üstü ve topuklar görünmez ise, onun üzerine meshetmek caizdir. Ayaktan, veya iki parmak miktannea, bir yerin görünmesi daima müstesnadır ve meshe mani’ değildir.
Çarık, söylenildiği şekilde olmaz, fakat çarık giyen kimse ayağım deri ile örter ve dikerek o deriyi çarıkla da bitiştirirse, yine, çarığın üzerine meshetmek caiz olur.
Fakat, bu deriyi dilemez de bir şeyle bağlarsa, bu durumda meshetmek caiz olmaz. Hulâsâ’da da böyledir.
وَلَا يَجُوزُ الْمَسْحُ على الْخُفِّ الْمُتَّخَذِ من الْحَدِيدِ وَالزُّجَاجِ وَالْخَشَبِ هَكَذَا في الْجَوْهَرَةِ النَّيِّرَةِ
Demirden, camdan ve odundan yapılmış olan mestlere, meshetmek caiz değildir. Cevhertü’n – Neyyrre’de de böyledir.
Meshin Yapılacağı Yer:
وَمِنْهَا أَنْ يَكُونَ الْمَمْسُوحُ من ظَاهِرِ كل خُفٍّ مِقْدَارُ ثَلَاثِ أَصَابِعِ الْيَدِ على الْأَصَحِّ هَكَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
Her mestin üzerinde, el parmaklarından üç parmak kadar bir yerin meshedilmesi gerekir. Esahh olan da budur. Serahsi’nin Muhıyt’inde de böyledir.
أَصْغَرُهَا هَكَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
[Elin üç parmağı derken parmaktan maksad olan] onların en küçüğü. Fetâvâyi Kadîhân’da da böyledir.
وَلَا يَجُوزُ الْمَسْحُ على بَاطِنِ الْخُفِّ أو عَقِبِهِ أو سَاقِهِ أو جَوَانِبِهِ أو كَعْبِهِ هَكَذَا في التَّبْيِينِ
Mestin altını, ökçesini, koncunu, etrafını ve topuklarını meshetmek caiz olmaz. Tebyîn’de de böyledir.
وَلَوْ مَسَحَ على رِجْلٍ قَدْرَ أُصْبُعَيْنِ وَعَلَى أُخْرَى قَدْرَ خَمْسَةٍ لم يَجُزْ كَذَا في فَتْحِ الْقَدِيرِ
Bir kimse, ayağının birinin üzerine iki parmak miktarı, diğerine de beş ‘parmak miktarı meshetmiş olsa, bu caiz olmaz. Fethü’I – Kadîr’de de böyledir.
وَلَا يُعْتَبَرُ الْمَسْحُ على مَوْضِعٍ خَالٍ عن الْقَدَمِ فَلَوْ جَعَلَ رِجْلَهُ في الْخَالِي وَمَسَحَ جَازَ وَإِنْ أَزَالَ رِجْلَهُ بَعْدَ ذلك الْمَوْضِعِ أَعَادَ الْمَسْحَ هَكَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ
Ayaktan hâlî olan (içinde ayak bulunmayan) mestin üzerene, meshedilmiş olmasına itibar edilmez.
Bir kimse, geniş olan mestinin boş kısmına, ayağmı iletse de, o ayağın üzerine mesh etmiş olsa, bu caiz olur. Fakat, ayak o yerden ayrılırsa, meshi iade eder. Sirâcül-Vehhâc’da da böyledir.
وَلَوْ كانت بِإِحْدَى رِجْلَيْهِ جِرَاحَةٌ لَا يَقْدِرُ بها على الْغَسْلِ وَالْمَسْحِ يَجُوزُ له الْمَسْحُ على الْأُخْرَى وَكَذَا لو قُطِعَتْ من فَوْقِ الْكَعْبِ وَإِنْ قُطِعَتْ من دُونِهَا وَبَقِيَ من مَوْضِعِ الْمَسْحِ مِقْدَارُ ثَلَاثِ أَصَابِعَ يَجُوزُ الْمَسْحُ عَلَيْهِمَا وَإِلَّا لَا هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Bir kimsenin, ayaklarının birinde cerahat (yara) olsa da, onu yıkamaya ve meshetmeye gücü yetmese, bu kimsenin diğer ayağına meshetmesi caizdir.
Ayağının birisi, topuğunun yukarısından kesilmiş olan kimsenin de, diğer ayağını meshetmesi caizdir.
Şayet, kesilmiş olan ayağında, üç parmak miktarı bir yer kalmışsa, o kimsenin her iki ayağına da meshetmesi caizdir.
Fakat, kesilen ayakta meshedilecek yer kalmasa da, yıkanacak yer kalmış olsa, bu durumda, her iki ayağmı da meshetmesi caiz olmaz (yani yıkaması gerekir). Muhıyt’te de böyledir.
وَلَوْ كان الْجُرْمُوقُ وَاسِعًا فَأَدْخَلَ فيه يَدَهُ وَمَسَحَ على الْخُفِّ لم يَجُزْ كَذَا في الْقُنْيَةِ
Bir adamın, mestleri üzerine giydiği çizme geniş olsa da o kimse, elini çizmenin içine sokarak, mestlerinin üzerine meshetse, bu caiz olmaz. Kunye’de de böyledir.
Mesh Nasıl Yapılır :
وَمِنْهَا أَنْ يَكُونَ الْمَسْحُ بِثَلَاثِ أَصَابِعَ وهو الصَّحِيحُ هَكَذَا في الْكَافِي
Sahih olan kavle göre, meshin, üç parmak ile yapılması gerekir. Kafî’de de böyledir.
حتى لو مَسَحَ بِأُصْبُعٍ وَاحِدَةٍ من غَيْرِ أَنْ يَأْخُذَ مَاءً جَدِيدًا لَا يَجُوزُ وَلَوْ مَسَحَ بها ثَلَاثَ مَرَّاتٍ في ثَلَاثَةِ مَوَاضِعَ وَأَخَذَ لِكُلِّ مَرَّةٍ مَاءً جَدِيدًا جَازَ كَذَا في التَّبْيِينِ
Hatta, bir kimse, bir parmağı ile, suyu tazlemeden üç yere birer defa (toplamı üç defa) meshetmiş olsa, bu caiz olmaz.
Fakat, bir parmağı ile, her defasında yeni su alarak, ayrı ayrı yerlere üç defa meshetmiş olsa, yaptığı bu mesh caiz olur. Tebyîn’de de böyledir.
وَلَوْ مَسَحَ بِالْإِبْهَامِ وَالسَّبَّابَةِ إنْ كَانَتَا مَفْتُوحَتَيْنِ جَازَ كَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Bir kimse, şayet baş parmağı ile şehâdet parmağının iyice açılmış hâli ile meshetmiş olsa, bu caiz olur. Fetâvây-i Kâdîhan’da de böyledir.
وَلَوْ مَسَحَ بِثَلَاثِ أَصَابِعَ مَوْضُوعَةً غير مُمَدَّدَةٍ يَجُوزُ وَيَكُونُ مُخَالِفًا لِلسُّنَّةِ كَذَا في مُنْيَةِ الْمُصَلِّي
Bir kimse, üç parmağını, mestinin üzerine koymuş olsa fakat onları sürterek çekmese, meshi yine caizdir. Yalnız, bu hal sünnete muhalif olur. Münyetül – Musalli’de de böyledir.
وإذا مَسَحَ خُفَّهُ بِرُءُوسِ أَصَابِعِهِ فَإِنْ كان الْمَاءُ مُتَقَاطِرًا يَجُوزُ وَإِلَّا لَا هَكَذَا في الذَّخِيرَةِ
Bir kimse, mestlerini, parmaklarının ucu ile meshettiği zaman, eğer parmaklarından su damlarsa, meshi caiz olur; damlamazsa, caiz olmaz. Zehiyre’de de böyledir.
وَلَوْ أَصَابَ مَوْضِعَ الْمَسْحِ مَاءٌ أو مَطَرٌ قَدْرَ ثَلَاثِ أَصَابِعَ أو مَشَى في حَشِيشٍ مُبْتَلٍّ بِالْمَطَرِ يُجْزِيهِ وَالطَّلُّ كَالْمَطَرِ على الْأَصَحِّ هَكَذَا في التَّبْيِينِ
Şayet, meshedilmesi gereken yere su dökülmüş olur veya yağmur yağmış olmasından veyahut da otlakta yürümekten dolayı, mestler üç parmak miktarı ıslanmış olursa, bu haller, mesh yerine caizdir. Sahih kavle göre, çiğ de yağmur gibidir. Tebyîn’de de böyledir.
وَيَجُوزُ الْمَسْحُ بِبَلَلِ الْغُسْلِ سَوَاءٌ كانت مُتَقَاطِرَةً أو غَيْرَهَا وَلَا يَجُوزُ بِبِلَّةٍ بَقِيَتْ على كَفِّهِ بَعْدَ الْمَسْحِ هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Yıkanan yerin ıslağı ile meshetmek caizdir. Bu ıslağın, damlaması ile damlamaması eşittir;
Fakat, meshettikten sonra, elde kalan ıslakla meshetmek caiz değildir. Muhıyt’te de böyledir.
هذا بَيَانُ السُّنَّةِ حتى لو بَدَأَ من السَّاقِ إلَى الْأَصَابِعِ أو مَسَحَ عَلَيْهِمَا عَرَضًا أَجْزَأَهُ هَكَذَا في الْجَوْهَرَةِ النَّيِّرَةِ
Mesh, sağ elin parmaklarını, sağ ayaktaki mestin önüne; sol elin parmaklarını da, sol ayaktaki mestin Önüne koyarak ve parmakların arasını da açık bir şekilde bulundurarak, elleri, topukların üzerine doğru», bacağa varıncaya kadar çekmektir. Bu meshin, sünnet olan şeklinin ta’rifidir.
Ancak, bacaktan başlayıp, parmaklara kadar veya enine bir şekilde, meshetmek de caizdir. Cevheretü’n – Neyyire’de de böyledir.
وَلَوْ وَضَعَ الْكَفَّ وَمَدَّهَا أو وَضَعَ الْأَصَابِعَ وَمَدَّهَا كِلَاهُمَا حَسَنٌ وَالْأَحْسَنُ أَنْ يَمْسَحَ بِجَمِيعِ الْيَدِ وَلَوْ مَسَحَ بِظَاهِرِ كَفِّهِ جَازَ وَالْمُسْتَحَبُّ أَنْ يَمْسَحَ بِبَاطِنِ كَفِّهِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bir kimse, avuç içlerini, mestlerinin üzerine kor ve sürterek çekerse veya avuç içi ile birlikte, parmaklarını da kor ve sürterek çekerse, bu da güzeldir. En güzeü ise, elin tamamı ile meshetmektir.
Avucun dış tarafı ile meshetmek de caizdir. Ancak, müstehab olan, avucun iç tarafı ile meshetmektir. Hulâsa’da da böyledir.
وَإِظْهَارُ الْخُطْوَةِ في الْمَسْحِ ليس بِشَرْطٍ في ظَاهِرِ الرِّوَايَةِ كَذَا في الزَّاهِدِيِّ وَهَكَذَا في شَرْحِ الطَّحَاوِيِّ
Zahirür’ – rivâye’de, parmak izlerini açığa çıkarmak şart değildir. Ez-Zâhidiy’ hem Tahâvî Şerhi’nde de böyledir.
وَلَكِنَّهُ مُسْتَحَبٌّ هَكَذَا في مُنْيَةِ الْمُصَلِّي
Ancak, parmak çizgilerini açığa çıkarmak müstehabtır. Münyetül – Musalli’de de böyledir.
وَلَا يُسَنُّ فيه التَّكْرَارُ كَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Mesh’te tekrar sünnet değildir. Fetâvâyi Kadîhân’da da böyledir.
وَلَا تُشْتَرَطُ النِّيَّةُ لِلْمَسْحِ على الْخُفَّيْنِ وهو الصَّحِيحُ هَكَذَا في فَتْحِ الْقَدِيرِ
Mest’ler üzerine meshederken, niyyet şart değildir. Sahih olan da budur. Fethül – Kadîr’de de böyledir.
فَلَوْ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ على الْخُفَّيْنِ وَنَوَى التَّعْلِيمَ دُونَ الطَّهَارَةِ يَصِحُّ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bir kimse, tehâret niyyeti ile değil de, sadece öğretmek niyyeti ile abdest alsa da mestlerinin üzerine meshetse,bu abesti, abdest olarak caizdir ve sahihdir. Hulâsa’da da böyledir.
Hangi Halde Mestler Üzerine Meshedîlir:
وَمِنْهَا أَنْ يَكُونَ الْحَدَثُ بَعْدَ اللُّبْسِ طَارِئًا على طَهَارَةٍ كَامِلَةٍ كَمُلَتْ قبل اللُّبْسِ أو بَعْدَهُ هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Meshih caiz olabilmesi için, mestleri giymeden önce veya giydikten sonra, alınan abdest, araya hades girmeden tamamlanmış olmalıdır. Muhıyt’te de böyledir.
حتى لو غَسَلَ رِجْلَيْهِ أَوَّلًا ثُمَّ لَبِسَ خُفَّيْهِ أو غَسَلَ إحْدَى رِجْلَيْهِ وَلَبِسَ الْخُفَّ عليها ثُمَّ غَسَلَ الرِّجْلَ الْأُخْرَى وَلَبِسَ الْخُفَّ عليها ثُمَّ أَكْمَلَ الطَّهَارَةَ قبل الْحَدَثِ جَازَ هَكَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Hatta, bir kimse, önce iki ayağını beraber veya birer birer yıkamış ve sonra da mestlerini giymiş olsa sonra hades olmadan önce abdestini tamamlamış olsa, giymiş bulunduğu mestlerine, mesh caiz olur. Fetâvâyi Kadîhân’da da böyledir.
وَلَوْ غَسَلَ رِجْلَيْهِ وَلَبِسَ خُفَّيْهِ ثُمَّ أَحْدَثَ قبل الْإِكْمَالِ لم يَجُزْ الْمَسْحُ كَذَا في الْكَافِي
Bir kimse, önce iki ayağını yıkamış ve sonra da mestlerini giymiş; fakat, henüz abdestini tamamlamadan hades vâki’ olsa (yani abdesti bozulsa), giymiş bulunduğu mestlerine, mesh caiz olmaz. Kâfî’de de böyledir.
وَلَوْ لَبِسَ خُفَّيْهِ مُحْدِثًا وَخَاضَ الْمَاءَ حتى دخل الْمَاءُ وَانْغَسَلَتْ رِجْلَاهُ وَأَتَمَّ سَائِرُ الْأَعْضَاءِ ثُمَّ أَحْدَثَ جَازَ الْمَسْحُ عليه كَذَا في التَّبْيِينِ
Bir kimse, abdestsiz iken, mestleri giydiği halde ve suya girerek yıkansa ve ayaklarına su dolsa; sonra da, diğer azalarını yıkayarak abdestini tamamlasa; bu şekilde almış olduğu abdest, tamamlandıktan sonra, bozulsa; bu kimsenin tekrar abdest alırken, mestleri üzerine meshetmesi caiz olur. Tebyîn’de de böyledir.
لَوْ تَوَضَّأَ بِسُؤْرِ حِمَارٍ وَتَيَمَّمَ وَلَبِسَ خُفَّيْهِ ثُمَّ أَحْدَثَ وَتَوَضَّأَ بِسُؤْرِ الْحِمَارِ وَتَيَمَّمَ مَسَحَ على خُفَّيْهِ وَلَوْ كان مَكَانَهُ نَبِيذُ التَّمْرِ وَالْمَسْأَلَةُ بِحَالِهَا لَا يَمْسَحُ على الْخُفِّ كَذَا في الْكَافِي
Bir kimse, eşeğin artığı olan su ile abdest alsa ve bu abdestle birlikte teyemmüm de yaparak mestlerini giydikten sonra, abdesti bozulsa; eşeğin artığı ile abdestde alır, teyemmüm de eder; mestleri üzerine de, mesheder. Eşeğin artığı yerinde hurma nebizi olsaydı aynen yakaridaki gibi halinde meshetmezdi. Kâfî’de de böyledir.
Abdesr. alırken, tertibe ilî.yet etmek, sünnettir. Buradaki durum tertibe îııv-ı , (himi’den abdrM alınması, halinde söz konusudur.
Bu kimsenin, ikinci defa adbest aldığı su; şayet, eşeğin artığı olan su değil de, içinde hurma ıslatılmış su olsaydı, mesh yapılmazdı. (Yani ayaklar yıkanırdı.) Kâfî’de de böyledir.
وفي الْفَتَاوَى إذَا تَوَضَّأَ بِسُؤْرِ الْحِمَارِ وَلَبِسَ الْخُفَّيْنِ فلم يَتَيَمَّمْ حتى أَحْدَثَ فإنه يَتَوَضَّأُ بِسُؤْرِ الْحِمَارِ وَيَمْسَحُ على خُفَّيْهِ ثُمَّ يَتَيَمَّمُ وَيُصَلِّي كَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ وَمُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
Fetvalarda : «Eşek artığı ile abdest alan bir kimse, mestlerini giyse ve abdesti bozulana kadar da teyemmüm etmese; o kimse, tekrar, eşek artığı olan su ile abdest alır, mestlerine meshe-der ve sonra da teyemmüm ederek namazını kılar. Serahsî’nin Mu-hıyt’lnde <“e böyledir.
لَا يَجُوزُ الْمَسْحُ لِلْمُحْدِثِ الْمُتَيَمِّمِ هَكَذَا في خِزَانَةِ الْمُفْتِينَ
Teyemmümle mest giyen kimsenin, abdesti bozulunca, o mestler meshetmesi caiz olmaz. Hızânetü’i – Müftîn’de de böyledir.
وَلَا يَجُوزُ الْمَسْحُ لِمَنْ أَجْنَبَ بَعْدَ لُبْسِ الْخُفِّ أو قَبْلَهُ إلَّا إذَا تَيَمَّمَ لِلْجَنَابَةِ وَتَوَضَّأَ لِلْحَدَثِ وَغَسَلَ رِجْلَيْهِ ثُمَّ لَبِسَ خُفَّيْهِ فإنه كُلَّمَا تَوَضَّأَ يَجُوزُ له الْمَسْحُ في الْمُدَّةِ فَإِنْ عَادَ جُنُبًا بِرُؤْيَةِ الْمَاءِ فَكَأَنَّهُ أَجْنَبَ الْآنَ هَكَذَا في الْمُضْمَرَاتِ
Cünüp olan kimse, ister mestlerini giymeden önce, İsterse mestlerini giydikten sonra, cünüp olmuş olsun, mestleri üzerine meshetmez.
Ancak, bu kimse, cünüplükten temizlenmek için teyemmüm eder, abdestsizükten dolayı da abdest alırsa ve ayaklarını yıkadıktan sonra da mestlerini giyerse; müddeti içinde, her abdest alması sırasında, o mestlerle mesh etmesi caiz olur, Muzmarât’ta da böyledir.
الْجُنُبُ إذَا اغْتَسَلَ وَبَقِيَ على جَسَدِهِ لُمْعَةٌ فَلَبِسَ الْخُفَّ ثُمَّ غَسَلَ اللُّمْعَةَ ثُمَّ أَحْدَثَ يَمْسَحُ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Cünüp olan bir kimse, yıkandığında, abdest azalarının bazı yerleri kuru kalarak oralara su ulaşmamış ve o kuru yeri yıkamadanda abdesti bozulmuş olsa; bu durumda, giyilmiş bulunan mestlerin üzerine, mesh yapılmaz. Tebyîn’de de böyledir.
Meshin Müddeti :
وَمِنْهَا أَنْ يَكُونَ في الْمُدَّةِ وَهِيَ لِلْمُقِيمِ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ وَلِلْمُسَافِرِ ثَلَاثَةُ أَيَّامٍ وَلَيَالِيهَا هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Mesh, belli bir müddet için yapılmalıdır.
Müddet, mukîm (yolcu olmayan) için, bir gün ve bir gecedir. Misafir (yolcu) içinse, üç gün ve üç gecedir. Muhıyt’te de böyledir.
سَوَاءٌ كان السَّفَرُ سَفَرَ طَاعَةٍ أو مَعْصِيَةٍ كَذَا في السِّرَاجِيَّةِ
Yolculuk, ister ibadet için olsun, ister kabahat için olsun, müsavidir. Sirâciyye’de de böyledir.
وَابْتِدَاءُ الْمُدَّةِ يُعْتَبَرُ من وَقْتِ الْحَدَثِ بَعْدَ اللُّبْسِ حتى إنْ تَوَضَّأَ في وَقْتِ الْفَجْرِ وَلَبِسَ الْخُفَّيْنِ ثُمَّ أَحْدَثَ وَقْتَ الْعَصْرِ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ على الْخُفَّيْنِ فَمُدَّةُ الْمَسْحِ بَاقِيَةٌ إلَى السَّاعَةِ التي أَحْدَثَ فيها من الْغَدِ إنْ كان مُقِيمًا هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Müddetin başlangıcı: Mestleri giydikten sonra, abdestin bozulmuş olduğu zamandır.
Sabah vakit abdest alıp, mestlerini giymiş olan bir kimsenin, ikindi vaktinde, abdesti bozulur ve tekrar abdest alıp, mestlerine meshederse, o kimse için mesh müddeti, eğer, kendisi seferi değilse bir gün sonranın ikindi vaktinde abdestin bozulduğu ana kadardır. Muhıyt’te de böyledir.
وَمِنْ الْيَوْمِ الرَّابِعِ إنْ كان مُسَافِرًا هَكَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
Fakat, eğer misafirse, dördüncü günün ikindi vaktine kadardır. Serahsî’nin Muhıyt’inde de böyledir.
مُقِيمٌ سَافَرَ في مُدَّةِ الْإِقَامَةِ يَسْتَكْمِلُ مُدَّةَ السَّفَرِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Mukim, (yolcu olmayan) misafir olursa, (yola çıkarsa), mesh müddetini, misafir gibi uzatır. Hulâsa’da da böyledir.
وإذا اسْتَكْمَلَ مَسْحَ الْإِقَامَةِ ثُمَّ سَافَرَ يَنْزِعُ خُفَّيْهِ وَيَغْسِلُ رِجْلَيْهِ كَذَا في الْمُحِيطِ
Mukimin, mesh müddeti tamam oluktan sonra, yolculuğa çıkması gerekiyorsa; mestleri çıkarır, ayaklarını yıkar ve tekrar mestlerini giyer. Muhiyt’te de böyledir.
وَالْمُسَافِرُ إذَا أَقَامَ بَعْدَ ما اسْتَكْمَلَ مُدَّةَ الْإِقَامَةِ يَنْزِعُ خُفَّيْهِ وَيَغْسِلُ رِجْلَيْهِ وَإِنْ أَقَامَ قبل اسْتِكْمَالِ مُدَّةِ الْإِقَامَةِ يُتِمُّ مُدَّتَهَا كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Misafir, mestlerini mesh müddeti tamam olmadan mukim olsa, mestlerini çıkarır ve ayaklarını yıkar.
Şayet, ikamet müddeti bitmeden mukim olursa, mestlerini, o müddete tamamlar. (O müddet tamamlanıncaya kadar çıkarmaz.) Hulâsa’da da böyledir.
الْمَعْذُورُ إذَا كان عُذْرُهُ غير مَوْجُودٍ وَقْتَ الْوُضُوءِ وَلَبِسَ الْخُفَّيْنِ يَجُوزُ له الْمَسْحُ إلَى الْمُدَّةِ كَالْأَصِحَّاءِ بِخِلَافِ ما إذَا وُجِدَ الْعُذْرُ مُقَارِنًا لِلْوُضُوءِ أو لِلُّبْسِ أَحَدُهُمَا يَجُوزُ الْمَسْحُ في الْوَقْتِ لَا خَارِجَهُ هَكَذَا في الْبَحْرِ الرَّائِقِ
Özürlü olan bir kimsenin, abdest alıp mestlerini giyerken özürlü bulunmazsa, özürü olmayanlar gibi mesh müddeti içinde, mestlerine mesheder.
Şayet, bir kimsede, abdest alırken veya meshin birini giyerken, özür bulunursa, onun için mesh müddeti, içinde bulunduğu vaktin dahilidir. Mesti üzerine meshetmesi, yalnız o vaktin içinde caiz olur o vaktin haricinde, caiz olmaz. Bahrü’r – Raık’ta da- böyledir.
Mestlerin Delik, Yırtık Veya Sökük Olması:
وَمِنْهَا أَنْ لَا يَكُونَ الْخَرْقُ في الْخُفِّ كَبِيرًا وهو مِقْدَارُ ثَلَاثِ أَصَابِعِ الرِّجْلِ أَصْغَرِهَا وهو الصَّحِيحُ هَكَذَا في الْهِدَايَةِ
Mestte, ayak parmağının küçüğü ile, üç parmak miktarı yırtığın, bulunmaması gerekir. Sahih olan da budur. Hidaye’de de böyledir.
وَيُشْتَرَطُ أَنْ يَبْدُوَ قَدْرُ ثَلَاثِ أَصَابِعَ بِكَمَالِهَا وهو الْأَصَحُّ سَوَاءٌ كان الْخَرْقُ في بَاطِنِ الْخُفِّ أو في ظَاهِرِهِ أو في نَاحِيَةِ الْعَقِبِ كَذَا في الْمُحِيطِ
Esahh olan kavle göre, üç parmak miktarı yırtığın, tamamen görünmesi şarttır.
Yırtığın, mestin iç yüzünde, dış yüzünde veya ökçe tarafında olması müsavidir. Muhıyt’te de böyledir.
وَلَوْ كان الْخَرْقُ في سَاقِ الْخُفِّ لَا يَمْنَعُ جَوَازَ الْمَسْحِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Fakat yırtık, mestin boğaz kısmında bulursa, meshin caiz olmasına mani olamaz. Hulâsa’da da böyledir.
وَإِنَّمَا يُعْتَبَرُ الْأَصْغَرُ إذَا انْكَشَفَ مَوْضِعٌ غَيْرُ مَوْضِعِ الْأَصَابِعِ وَأَمَّا إذَا انْكَشَفَ الْأَصَابِعُ أَنْفُسُهَا فَالْمُعْتَبَرُ أَنْ تَنْكَشِفَ الثَّلَاثُ أَيَّتُهَا كانت حتى لو انْكَشَفَ الْإِبْهَامُ مع جَارَتِهَا وَهُمَا قَدْرُ ثَلَاثِ أَصَابِعَ من أَصْغَرِهَا يَجُوزُ الْمَسْحُ وَإِنْ كان مع جَارِيَتِهَا لَا يَجُوزُ وفي مَقْطُوعِ الْأَصَابِعِ يُعْتَبَرُ الْخَرْقُ بِأَصَابِعِ غَيْرِهِ هَكَذَا في الْجَوْهَرَةِ النَّيِّرَةِ وَالتَّبْيِينِ
Yırtıklarda, üç küçük parmak miktarına itibar edilmesi, mestlerde, parmakların haricinde olan yerin açılması halindedir.
Fakat, bizzat parmakların bulunduğu yer açıldığı /aman, imik-beı* olan, hangisi olursa olsun, üç parmağın açılmış olmasıdır.
Hatta, baş parmakla yarımdaki parmak açılmış alsa, aslında bu iki parmak, küçük parmaklardan üç parmak miktarında olmalarına rağmen, —bunlar, iki parmak oldukları için—, mesh caizdir.
Fakat, yanlarındaki de açıîır ve açık parmak sayısı, üçe çıkmış bulu “îursa mesh, caiz olmaz.
Parmaklan kesilmiş olan kimselerde, —mestin durumunu tesbit ederken— başkalarının parmaklarına itibar edilir. Tebyîn’do de böyledir.
وَيَجْمَعُ الْخُرُوقَ في خُفٍّ وَاحِدٍ لَا في خُفَّيْنِ حتى إذَا كان في أَحَدِ الْخُفَّيْنِ خَرْقٌ قَدْرَ أُصْبُعٍ وفي الْآخَرِ قَدْرَ أُصْبُعَيْنِ جَازَ الْمَسْحُ عَلَيْهِمَا وَلَوْ كان في الْخُفِّ وَاحِدٌ خَرْقٌ في مُقَدِّمِ الْخُفِّ قَدْرَ أُصْبُعٍ وفي الْعَقِبِ مِثْلُ ذلك وفي جَانِبِ الْخُفِّ مِثْلُ ذلك لَا يَجُوزُ هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Yırtıkların, bir mestte Olması itibare alınır. İki meMifeid yırtıklar, bir araya toplanarak değerlendirilmezler.
Mestin bîrinde bir parmak, diğerinde de İki parmak inik
[arı yırtık bulunsa, bu mestlerin üzerine meshetmek caizdir.
Fakat, bir mestte, mesttir “Önünde, Ökçesinde ve yanında bı rer parmak miktarı yırtık bulunmuş olsa, bu mestin üzerine mesh etmek caiz olmaz. Muhıyt’te de böyledir.
ثُمَّ الْخَرْقُ الذي يُجْمَعُ أَقَلُّهُ ما يُدْخِلُ فيه الْمِسَلَّةَ وما دُونَهُ لَا يُعْتَبَرُ إلْحَاقًا له بِمَوَاضِعِ الْخَرْزِ وَالْخَرْقُ الْمَانِعُ من الْمَسْحِ هو الْمُنْفَرِجُ الذي يَنْكَشِفُ ما تَحْتَهُ أو يَكُونُ مُنْضَمًّا لَكِنْ يَنْفَرِجُ عِنْدَ الْمَشْيِ وَيُظْهِرُ الْقَدَمَ أَمَّا إذَا لم يَنْكَشِفْ ما تَحْتَهُ فَلَا يَمْنَعُ وَإِنْ كان الْخَرْقُ طَوِيلًا وَلَوْ انْكَشَفَتْ الظِّهَارَةُ وفي دَاخِلِهَا بِطَانَةٌ من جِلْدٍ أو خِرْقَةٍ مَخْرُوزَةٍ بِالْخُفِّ لَا يَمْنَعُ هَكَذَا في التَّبْيِينِ
Dikiş araları gibi çok küçük yıllıklar, bu meselr\v da M! değildir. Onlara itibar edilmez.
Meshetmeye mani’ olan yırtık, açıhp altı görünen veya bi tişik olsa bile, yürüyünce açılan ve ayağı gösteren yırtıktır.
Fakat, her ne kadar yırtık uzun olsa da, eğer altı açıhp görün müyorsa meshe mâni’ değildir.
Dışı açılmış olan mestin, iç kısmında dikilmiş deri veyu bez astra bulunsa, bu şekildeki yırtıkda meshe mani’ değildir. Tebylin’de de böyledir.
وَالْخُفُّ أو الْجَوْرَبُ أو الْجَارُوقُ الْمَشْقُوقُ على ظَهْرِ الْقَدَمِ وَلَهُ أَزْرَارٌ وَسُيُورٌ يَشُدُّهُ عليه فَيَسْتُرُهُ فَهُوَ كَغَيْرِ الْمَشْقُوقِ وَإِنْ ظَهَرَ من ظَهْرِ الْقَدَمِ شَيْءٌ فَهُوَ كَخُرُوقِ الْخُفِّ كَذَا في الزَّاهِدِيِّ
Mest, çorap veya çarık, ayağın üst kısmında yarılmış (yır tılmış, sökülmüş) olsa fakat düğmelerle üzeri bağlanınca o yani-, kapansa, bu durumda o yarılmamış gibidir.
Eğer, ayağın üst kısmından bir şey, açığa çıkıp görülürse, Ih. durumda — yarılma da — mestin yırtılması gibidir. Zâhidi’de do böyledir.
Meshi Bozan Şeyler :
Abdesti bozan her şey meshi de bozar.
Ayrıca, mestlerin ikisinin veya birisinin ayaktan çıkmış olması da meshi bozar.
Mesh müddetinin sona ermesi de, meshi bozan şeylerdendir.
هذا إذَا وُجِدَ الْمَاءُ أَمَّا إذَا لم يَجِدْهُ لم يَنْتَقِضْ مَسْحُهُ بَلْ تَجُوزُ له الصَّلَاةُ حتى إذَا انْقَضَتْ وهو في الصَّلَاةِ ولم يَجِدْ مَاءً يَمْضِي على صَلَاتِهِ وهو الْأَصَحُّ هَكَذَا في الْمُحِيطِ فَتَاوَى قَاضِي خَانْ وَالزَّاهِدِي وَالْجَوْهَرَةِ النَّيِّرَةِ وَمِنْ الْمَشَايِخِ من قال تَفْسُدُ صَلَاتُهُ وهو الْأَشْبَهُ كَذَا في التَّبْيِينِ
Bu hüküm, su bulunduğu zaman geçerlidir. Fakat, su bulunmazsa, bu durumda mesh bozulmaz. Bilakis, onunla namaz kılmak caiz olur. Hatta, bir kimse, namaz kılmakta iken, mesh müddeti bitmiş fakat su bulamamış olsa; o kimse, namazına devam eder. Esahh olan da budur. Fakat, bazı alimler: «Bu durumda, o kimsenin namazı bozulur.» demişlerdir. Bu da eşhebdir. Tebyin’de de böyledir.
وإذا نَزَعَ الْخُفَّ وهو طَاهِرٌ لَا يَجِبُ عليه إلَّا غَسْلُ رِجْلَيْهِ وَكَذَا إذَا انْقَضَتْ مُدَّةُ مَسْحِهِ هَكَذَا في الْهِدَايَةِ
Bir kimse, abdestli iken mestini çıkardığı zaman, yeniden abdest alması gerekmez. Bu kimsenin, sadece ayaklarını yıkaması kâfî’dir. Abdestli olduğu halde, mesh müddeti biten kimse de böyle yapar. Hidâye’de de böyledir.
وَلَوْ خَافَ من نَزْعِ خُفَّيْهِ على ذَهَابِ قَدَمَيْهِ من الْبَرْدِ جَازَ له الْمَسْحُ وَإِنْ طَالَتْ الْمُدَّةُ كَمَسْحِ الْجَبِيرَةِ هَكَذَا في التَّبْيِينِ وَالْبَحْرِ الرَّائِقِ
Mestlerini çıkardığı zaman, ayaklarının soğuktan donacağından korkan bir kimse için, her ne kadar mesh müddeti uzamış (geçmiş) olsa da, meshetmek caiz olur. Bu durum, sargı üzerine meshetmek gibidir. Tebyin ve Bahrü’r – Râık’ta da böyledir.
وَخُرُوجُ أَكْثَرِ الْقَدَمِ إلَى السَّاقِ نَزْعٌ وهو الصَّحِيحُ هَكَذَا في الْهِدَايَةِ
Sahih olan kavle göre, ayağın, mestin koncuna çıkması, mestin —tamamen— çıkması demektir. Hidâye’de de böyledir.
لو كان الْخُفُّ وَاسِعًا إذَا رُفِعَ الْقَدَمُ يَخْرُجُ الْعَقِبُ وإذا وُضِعَ عَادَ إلَى مَوْضِعِهِ يَجُوزُ الْمَسْحُ عليه وَلَوْ كان الرَّجُلُ أَعْرَجَ يَمْشِي على صُدُورِ قَدَمَيْهِ وقد ارْتَفَعَ الْعَقِبُ عن مَوْضِعِ عَقِبِ الْخُفِّ كان له أَنْ يَمْسَحَ ما لم يَخْرُجْ قَدَمُهُ إلَى السَّاقِ هَكَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Mest, geniş olsa da, ayağı, mestin içinde kaldırınca, ökçe yerinden çıksa; fakat, ayağı basınca ökçe yerine dönse, bu durumda, o mestin üzerine meshetmek caizdir.
Topal olan bir adam, ayaklarının dışına basarak yürüyor ve gerçekten ökçesi, ayakkabının içindeki yerinden ayrılıyorsa, bu kimsenin ayağı, mestinin koncuna çıkmadıkça, mesh etmesi mubahtır. Fetâvâyi Kâdihan’da da böyledir.
وإذا مَسَحَ على خُفٍّ ذِي طَاقَيْنِ فَنَزَعَ أَحَدَ الطَّاقَيْنِ لَا يُعِيدُ الْمَسْحَ على الطَّاقِ الْآخَرِ وَكَذَا إذَا مَسَحَ على خُفٍّ مُشْعِرٍ ثُمَّ حَلَقَ الشَّعْرَ هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Mestlerinin üzerine astarlı mest giyen kişi, bu giymiş olduğu şeyi çıkarınca, diğer mesti üzerine tekrar mesh etmez.
Mestlerinin üzerine kıllı bir şey giyip de, o şeyin i kıllarını traş eden kişi ne mestlerinin üzeri soyulan — yani derisi kavlayan kişi de, mestlerinin üzerine meshi, yenilemez. Muhıyt’te de böyledir.
وَكَذَا إذَا مَسَحَ فَقَشَرَ جِلْدَ ظَاهِرِهِمَا هَكَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
??
وَإِنْ نَزَعَ الْجُرْمُوقَيْنِ بَعْدَ ما مَسَحَهُمَا يُعِيدُ الْمَسْحَ على الْخُفَّيْنِ هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Bir kimse, çizmelerinin, üzerine meshettikten sonra, onları çıkartmış olursa, altta bulunan mestlerinin üzerini, yeniden mesheder. Serahsî’nin Muhıyt-‘in de de böyledir.
وَلَوْ نَزَعَ أَحَدَهُمَا مَسَحَ على الْخُفِّ الْبَادِي وَأَعَادَ الْمَسْحَ على الْجُرْمُوقِ الْبَاقِي في ظَاهِرِ الرِّوَايَةِ هَكَذَا في الْبَدَائِعِ وَفَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Bir kimse, şayet çizmelerinden birini çıkartmış olsa, onun altından açığa çıkan mestin üzerine, mesheder. Ve, diğer çizmeye de, meshi yeniler. Zahirü’r – rivâye’de böyledir. Fetâvâyi Kâdihân’da da böyledir.
Mestlerini, kâmil bir tehâretle (yani, ayaklarını da yıkayarak abdest almış olarak) giymiş olan bir kimsenin ayağının birine sonradan su girmiş ve giren bu su da topuğuna kadar çıkmış olsa, hatta, — bu sebebten — ayağının tamamı yıkanmış bulunsa, bu kimsenin, diğer ayağım da yıkaması gerekmez. (Bu görüş zayıftır. Sahih olan: Bu kimsenin meshi bozulduğu için,-diğer ayağını da yıkamasıdır.)
Ayağının ekseri ıslanmış olan kişi için de, durum aynıdır. Esahh olan da budur. Zahiri y ye’de de böyledir.
وَلَوْ تَوَضَّأَ وَرَبَطَ الْجَبِيرَةَ وَمَسَحَ عليها وَغَسَلَ رِجْلَيْهِ وَلَبِسَ الْخُفَّيْنِ ثُمَّ أَحْدَثَ يَتَوَضَّأُ وَيَمْسَحُ على الْجَبَائِرِ وَالْخُفَّيْنِ وَإِنْ بَرِئَتْ الْجِرَاحَةُ قبل أَنْ تَنْتَقِضَ الطَّهَارَةُ التي لَبِسَ عليها الْخُفَّ فإنه يَغْسِلُ ذلك وَيَمْسَحُ على الْخُفَّيْنِ وَإِنْ بَرِئَتْ بَعْدَ أَنْ انْتَقَضَتْ تِلْكَ الطَّهَارَةُ فَعَلَيْهِ نَزْعُ الْخُفِّ هَكَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ وَالظَّهِيرِيَّةِ
Bir adamı abdest alıp, sargısını bağlayarak, sargı üzerine meshetse veya ayaklarını yıkayıp mestlerini giyse; sonra da, abdesti bozulsa, bu durumda, abdest alarak sargının ve mestlerinin üzerine, mesheder.
Eğer, abdest bozulmadan yara iyi olursa, yaranın yerini yıkar ve mestlerine mesheder. Şayet, o abdest bozulduktan sonra yara iyileşmiş olursa; yeniden abdest alırken, mestlerini de cıkarması gerekir. Sirâcül-Vehhâc’da da böyledir.
Sargılar Üzerime Meshetmek :
وَمِمَّا يَتَّصِلُ بِذَلِكَ الْمَسْحُ على الْجَبَائِرِ وهو ليس بِفَرْضٍ بَلْ وَاجِبٌ عِنْدَ أبي حَنِيفَةَ رَحِمَهُ اللَّهُ وهو الصَّحِيحُ هَكَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ وَالْبَحْرِ الرَّائِقِ
Sargılarüzerine meshetmek İmâm-i A’zam Ebû Hanfife (R. A.) ‘ye göre, farz değil, vacibtir. Sahih olan da budur. Serâhsî’nin Muhıyt’inde ve Bahrü’r -Râık’ta da böyledir.
وَإِنَّمَا يَمْسَحُ إذَا لم يَقْدِرْ على غَسْلِ ما تَحْتَهَا وَمَسَحَهُ بِأَنْ تَضَرَّرَ بِإِصَابَةِ الْمَاءِ أو حَلَّهَا هَكَذَا في شَرْحِ الْوُقَايَةِ
Sargılar üzerine, ancak altını yıkamaya gücü yetmiyenler meshedebilir.
Sargılar üzerine, yaraya su dokumasının zarar vermesi veya sargının çözülmemesi halinde, meshedilebilir. Vikaye Şerhi’nde db böyledir.
وَمِنْ ضَرَرِ الْحَلِّ أَنْ يَكُونَ في مَكَان لَا يَقْدِرُ على رَبْطِهَا بِنَفْسِهِ وَلَا يَجِدُ من يَرْبِطُهَا كَذَا في فَتْحِ الْقَدِيرِ.
Sargının çözülmemesi bunun bir kimsenin, sargıyı bizzat kendisinin bağlayamayacağı yerde bulunması veyahutda bağlayacak başka bir kimsenin olmaması halidir. Fethül – Kadir’de de böyledir.
وَإِنْ كان يَضُرُّهُ الْغُسْلُ بِالْمَاءِ الْبَارِدِ وَلَا يَضُرُّهُ الْغُسْلُ بِالْمَاءِ الْحَارِّ يَلْزَمُهُ الْغُسْلُ بِالْمَاءِ الْحَارِّ هَكَذَا في شَرْحِ الْجَامِعِ الصَّغِيرِ لِقَاضِي خَانْ وهو الظَّاهِرُ هَكَذَا في الْبَحْرِ الرَّائِقِ وَإِنْ لم يَضُرَّهُ جَازَ تَرْكُهُ عِنْدَ أبي حَنِيفَةَ رَحِمَهُ اللَّهُ لَا عِنْدَهُمَا وفي الْعَتَّابِيَّةِ الصَّحِيحُ أَنَّهُ رَجَعَ إلَى قَوْلِهِمَا وَذُكِرَ في الْعُيُونِ وَالْحَقَائِقِ أَنَّ الْفَتْوَى على قَوْلِهِمَا احْتِيَاطًا هَكَذَا في شَرْحِ النُّقَايَةِ لِلشَّيْخِ أبي الْمَكَارِمِ
Eğer, yarayı soğuk su ile yıkamak zarar verir de, sıcak su ile yıkamak zarar vermezse, onu sıcak su ile yıkamak lâzım olur. Kadıy Hanın’ Camiüs-Sagırı’nın Şerhinde de böyledir. Zahir olan da budur. İmâm-ı A’zam Ebû Hanafe(RA.) ise: «Zarar vermese bile, yarayı yıkamak terkedilebilir.» demiştir. Diğer iki İmamımıza göre, bu durumda, yarayı yıkamak terkedilmez. İtâbiyye: «İmâm-ı A’zam (R.A.) da, îmâmeyn’in bu görüşüne dönmüştür.» demiştir. Fetva da, bu görüşe göredir.-Vikaye Şerhi’nde de böyledir.
وإذا زَادَتْ الْجَبِيرَةُ على نَفْسِ الْجِرَاحَةِ فَإِنْ ضَرَّهَا الْحَلُّ وَالْمَسْحُ يُمْسَحُ على ما يُوَارِي الْجِرَاحَةَ وما يُوَازِي مَوْضِعًا صَحِيحًا وَإِنْ ضَرَّهَا الْمَسْحُ لَا الْحَلُّ يَمْسَحُ على الْخِرْقَةِ التي على رَأْسِهَا وَيَغْسِلُ ما حَوْلَهَا وَإِنْ لم يَضُرَّهُ الْمَسْحُ وَلَا الْحَلُّ غَسَلَ ما حَوْلَهَا وَمَسَحَهَا نَفْسَهَا وَسِوَى ذلك بين الْجِرَاحَةِ وَغَيْرِهَا مِثْلُ الْكَيِّ وَالْكَسْرِ هَكَذَا في فَتْحِ الْقَدِيرِ
Eğer sargı, bizzat yaranın bulunduğu yerden daha fazla yer işgal ediyor yâni, yaranın kapladığı yerden daha fazla geniş bir alan, sargı ile sarılmışsa ve sargının çözülmesi veya çözüldükten sonra yaranın meshedilmesi zarar veriyorsa, hem yaranın üzerindeki ve hem de yarasız yerin üzerindeki sargıya meshedülir.
Fakat, eğer yaranın üzerini meshetmek zarar verir de, sargının çözülmesi zarar vermezse; o zaman,’ yaranın üzerinde bulunan sargının üzerine meshedilîr, .yaranın etrefmdaki sağlam yerler ise yıkanır. Yara da bizzat meshedUir.
Yara ile kırık, çıkık gibi haller müsavidir. Yani, yaranın üzerindeki sargı hangi hükme tabii ise, kırık ve çıkıkların üzerindeki sargılar da, o hükme tabi’dirler. Fethül – Kadir’de de böyledir.
وَيَكْتَفِي بِالْمَسْحِ على أَكْثَرِ الْجَبِيرَةِ هَكَذَا في الْهِدَايَةِ وَبِهِ يُفْتَى كَذَا في الْمُضْمَرَاتِ
Sargının ekserisi üzerine meshetmek kâfidir. Hidâye’de de böyledir. Fetva da buna göredir. Muzmarat’ta da böyledir.
وَلَا يَجُوزُ على النِّصْفِ فما دُونَهُ إجْمَاعًا كَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ
Sargının, yarısının veya yarısından daha az bir kısmının üzerine mesh etmek, caiz olmaz. Bu husus, bilicmâ’ böyledir. Sirâcül -Vehhâc’da da böyledir.
وَإِنْ مَسَحَ الْمُفْتَصِدُ على الْعِصَابَةِ دُونَ الْخِرْقَةِ أَجْزَأَهُ أَيْضًا وَعَلَيْهِ الِاعْتِمَاد هَكَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ وفي الْمُضْمَرَاتِ أَنَّ الْفَتْوَى الْيَوْمَ على هذا كَذَا في شَرْحِ النُّقَايَةِ لِلشَّيْخِ أبي الْمَكَارِمِ
Kan aldıran bir kimse, yaranın üzerinde bulunan birinci sargıya meshetse de, onun üzerinde bulunan sargıya meshetmese, bu caizdir. Bu görüş üzerine iğtimad edilmiş. Fetâvâyi Kâdihân’da da böyledir. Muzmarat’ta, fetva bugün bunun üzerinedir. Şeyh Ebu Mekarim’in Nükae Şerhinde de böyledir.
الْفُرْجَةُ التي تَبْقَى من الْيَدَيْنِ بين عُقْدَتَيْ الْعِصَابَةِ يَكْفِيهَا الْمَسْحُ وهو الْأَصَحُّ هَكَذَا في شَرْحِ الْوِقَايَةِ وفي الصُّغْرَى وهو الْأَصَحُّ وَعَلَيْهِ الْفَتْوَى كَذَا في التَّتَارْخَانِيَّة
Ele bağlanmış bulunan iki ayrı sargının arasında, sargısız yer bulunsa, iki sargının arasındaki yere ide meshetmek kâfi gelir. Vikaye Şerhi’nde de böyledir. Sahih olan da budur. Tatarhâniyye’de de böyledir.
إذَا سَقَطَتْ الْجَبَائِرُ لَا عن بُرْءٍ لَا يَلْزَمُهُ الْغُسْلُ وَلَا يَبْطُلُ الْمَسْحُ وَإِنْ سَقَطَتْ عن بُرْءٍ بَطَلَ الْمَسْحُ وَيَجِبُ غَسْلُ ذلك الْمَوْضِعِ خَاصَّةً هَكَذَا في الْكَافِي وَالْمُحِيطِ
Yara iyi olmadan, üzerindeki sargı düşmüş olsa, yarayı yıkamak gerekmez ve mesh de bozulmuş olmaz.
Ancak, iyi olduğu zaman, bir yaranın üzerindeki sargı düşerse, bu yaranın yıkanması gerekir. Çünkü, bu son durumda, mesh de bozulmuştur. Mııhıyt’te de böyledir.
إذَا تَوَضَّأَ وَأَمَرَّ الْمَاءَ على الدَّوَاءِ ثُمَّ سَقَطَ الدَّوَاءُ عن بُرْءٍ يَلْزَمُ الْغَسْلُ وَإِلَّا لَا هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Abdest alan bir kimse, yaranın üzerinde bulunan ilacın üzerine su sürer ve sonra da, yaranın iyileşmesinden dolayı bu ilaç düşmüş olsa; o şahsın, bu yaranın yerini yıkaması gerekir. Aksi taktirde, yani ilaç düşmemişse yıkaması gerekmez. Muhıyt’te de böyledir.
وَلَوْ انْكَسَرَ ظُفْرُهُ فَجَعَلَ عليه دَوَاءً أو عِلْكًا فَإِنْ كان يَضُرُّهُ نَزْعُهُ مَسَحَ عليه وَإِنْ ضَرَّهُ الْمَسْحُ تَرَكَهُ وَشُقُوقُ أَعْضَائِهِ يُمِرُّ عليها الْمَاءَ إنْ قَدَرَ وَإِلَّا مَسَحَ عليها إنْ قَدَرَ وَإِلَّا تَرَكَهُ وَغَسَلَ ما حَوْلَهَا كَذَا في التَّبْيِينِ
Tırnağı kırılmış olan bir kimse, kınlan tırnağının üzerine, ilaç koyduğunda veya sakız yapıştırdığında, bunların kaldırılması zarar verirse, kaldırmayıp, üzerlerine mesheder. Meshetmek de zarar verirse, bu durumda, onu da terkeder.
Uzuvlarında yarık olan bir kimse, gücü yeterse onların üzerine su dökerejc yıkar; yetmezse buların üzerini mesheder. Ona da gücü yetmezse, terkeder ve yarıkların etrafım yıkar. Tebyîn’de de böyledir.
مَسَحَ على الْعِصَابَةِ فَسَقَطَتْ فَبَدَّلَهَا بِأُخْرَى فَالْأَحْسَنُ أَنْ يُعِيدَ الْمَسْحَ هَكَذَا في الذَّخِيرَةِ
Üzerine meshedihniş olan sargısı düşen ve bunu başka bir sargı ile değiştirmiş olan kimsenin, yeniden, — bu yeni sargı üzerine — meshetmesi en doğru davranıştır. Zehiyre’de de böyledir.
رَجُلٌ بِأُصْبُعِهِ قُرْحَةٌ فَأَدْخَلَ الْمَرَارَةَ في أُصْبُعِهِ أو الْمَرْهَمَ فَجَاوَزَ مَوْضِعَ الْقُرْحَةِ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عليها جَازَ إذَا اسْتَوْعَبَ الْمَسْحُ الْعِصَابَةَ وَكَذَا في حَقِّ الْمُفْتَصِدِ وَعَلَيْهِ الْفَتْوَى
Parmağında bulunan bir çıbandan dolayı, onu, bir ilacın içine sokmuş olan bir kimsenin, bu durumda; ilaç çıbanın bulunduğu yerin daha ilerisine geçmiş olursa, bu kimse, abdest alır ve o çıbanın— üzerindeki ilacın— üzerini mesheder. Bu durumda, yapılan meshin caiz olması için, meshin sargıyı geçmiş olması gerekir.
Kan aldıran kimse hakkındaki hüküm de, böyledir. Fetva da bunun üzerinedir.
رَجُلٌ على ذِرَاعَيْهِ جَبَائِرُ فَغَمَسَهَا في إنَاءٍ يُرِيدُ الْمَسْحَ عليها لم يَجُزْ وَأَفْسَدَ الْمَاءَ بِخِلَافِ ما إذَا كان على أَصَابِعِ الْيَدِ وَالْكَفِّ فإنه يُجْزِيهِ وَلَا يَفْسُدُ الْمَاءُ وَإِنْ أَرَادَ الْمَسْحَ هَكَذَا في الْخُلَاصَةِ
İki kolunda cebair (tahta sargılar) bulunan bir kimse, meshetmek niyyeti ile, bir kapdaki suya, iki kolunu da daldırmış olsa; bu kimsenin meshi caiz olmadığı gibi, kollarını soktuğu suyu da ifsâd etmiş olur.
Sargının, el parmaklarında veya avuç içinde olması hali, bunun aksinedir. Yani bir kimse, meshe niyyet ederek, tahta ile sarılmış olan ellerini, bir kapta bulunan suya batırsa, meshi caiz olduğu gibi, o su fasid olmaz. Hulâsa’da da böyledir.
وَالْمَسْحُ على الْجَبِيرَةِ وَخِرْقَةِ الْقُرْحَةِ كَالْغَسْلِ لِمَا تَحْتَهَا وَلَيْسَ بِبَدَلٍ حتى لو كانت الْجَبِيرَةُ على إحْدَى رِجْلَيْهِ مَسَحَ عليها وَغَسَلَ الْأُخْرَى هَكَذَا في التَّبْيِينِ
Kırıklarda kulanılan tahta sargılar ile yaralar için kullanılan bez sargıların üzerini meshetmek buların altını yıkamak gibidir. Ancak, yıkamaya bedel değildir. Hatta, sargı, ayaklardan birinde olsa ve onun üzerine meshedilmiş bulunulsa, diğer ayağın yıkanması gerekir. Tebyin’de de böyledir.
وَلَا يَتَوَقَّفُ هذا الْمَسْحُ بِوَقْتٍ وَلَا فَرْقَ بين أَنْ يَشُدَّهُ على الْوُضُوءِ أو على غَيْرِ الْوُضُوءِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bu meshler, bir vakitle kayıtlı değildir ve sargıların, abdestli veya abdestsiz olarak sarılmış olanları arasında da bir fark yoktur.
وَيَسْتَوِي فيه الْحَدَثُ الْأَصْغَرُ وَالْأَكْبَرُ وَلَا تُشْتَرَطُ النِّيَّةُ في مَسْحِهَا بِاتِّفَاقِ الرِّوَايَاتِ هَكَذَا في الْبَحْرِ الرَّائِقِ
Büyük ve küçük hadesler, de (icabettiği halde gusletmemiş veya abdest almamış olmakta da) bir fark yoktur.
Meshedilirken, niyyetin şart olmadığı hususu, ittifakla rivayet olunmuştur. Bahrü’r – Raık’ta da böyledir.
وَيَكْتَفِي بِالْمَسْحِ مَرَّةً وهو الصَّحِيحُ كَذَا في الْمُحِيطِ
Sahih rivayetlere göre, —her defasında— bir kere meshetmek — yani meshi bir defada birkaç kere tekrarlamamak — kafidir. Muhıyt’te de böyledir.
وإذا زَالَتْ الْعِصَابَةُ الْفَوْقَانِيَّةُ لَا يَجِبُ إعَادَةُ الْمَسْحِ على التَّحْتَانِيَّةِ هَكَذَا في الْبَحْرِ الرَّائِقِ
Sargıların üzerinde bulunan sargı katlan düşse, alttan çıkmış olan sargıya yeniden meshetmek icab etmez. Bahrü’r – Raık’ta da böyledir.
وَلَا يَجْمَعُ بين غَسْلِ الْقَدَمِ وَمَسْحِ الْخُفِّ كَذَا في الْكَافِي
Bir kimsenin, ayağının birisini yıkaması ve diğer ayağında bulunan mestin üzerini meshetmesi; yani yıkama işlemi ıfemes-hetme işlemini bu şekilde bir araya getirmesi caiz olmaz. Kâfi’de de böyledir.
رَجُلٌ بِإِحْدَى رِجْلَيْهِ جِرَاحَةٌ وَعَلَيْهَا جَبِيرَةٌ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ على الْجَبِيرَةِ وَغَسَلَ الْأُخْرَى ثُمَّ لَبِسَ الْخُفَّ على الصَّحِيحِ لَا يَجُوزُ الْمَسْحُ على الْخُفِّ وَلَوْ مَسَحَ على الْجَبِيرَةِ وَلَبِسَ الْخُفَّيْنِ جَازَ له الْمَسْحُ على الْخُفَّيْنِ كَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
Ayaklarından birinde yara olan ve bu yara üzerinde sargı bulunan bu adam, abdest alırken sargılı ayağına mesh, diğer ayağını ise yıkar; sonra da üzerine mestini giymiş olursa, o mestin üzerine meshetmesi caiz olmaz.
Fakat sargının üzerine mesheder ve iki mestini de giyerse, o mestlerin üzerine meshetmek caiz olur. Serahsi’nin Muhiyt’inde de böyledir.
رَجُلٌ بِإِحْدَى رِجْلَيْهِ بَثْرَةٌ فَغَسَلَ رِجْلَيْهِ وَلَبِسَ الْخُفَّيْنِ ثُمَّ أَحْدَثَ وَمَسَحَ عَلَيْهِمَا وَصَلَّى صَلَوَاتٍ فلما نَزَعَ الْخُفَّ وَجَدَ الْبَثْرَةَ قد انْشَقَّتْ حُكِيَ عن الشَّيْخِ الْإِمَامِ أبي بَكْرٍ مُحَمَّدِ بن الْفَضْلِ إنْ كان رَأْسُ الْجُرْحِ قد يَبِسَ وكان الرَّجُلُ لَبِسَ الْخُفَّ عِنْدَ طُلُوعِ الْفَجْرِ وَنَزَعَهُ بَعْدَ الْعِشَاءِ لَا يُعِيدُ الْفَجْرَ وَيُعِيدُ ما بَعْدَهَا من الصَّلَوَاتِ وَإِنْ كان رَأْسُ الْجُرْحِ مُبْتَلًّا بِالدَّمِ لَا يُعِيدُ شيئا منها هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Ayaklarının birinde, sivilce (kabarcık) bulunan bir kimse obdesi alıp, mestlerini giyindikten sonra, abdesti bozulsa ve yeniden abdest alsa ve mesıtlerinin üzerine mesh eylese; bu abdestle de namazlar kılmış olsa, mestlerini çıkardığı zaman o sivilceyi (kabarcığı) patlayıp yarılmış ve ondan kan akmış olduğunu görse ve sivilcenin de ne zaman varıldığını bilmese; eğer yaranın başı ı ve bu şahıs da mestlerini, fecrin tulü’u (ortalığın aydınlanma) -imanı giymiş ve çıkarışı da yatsı namazından sonra vuku’ bulmuşsa, sabah namazını yeniden kılmaz, diğer namazları ise yeniden kılar.
Ve eğer, bu yaranın başı kanla ıslaksa, kılmış bulunduğu namazların hiç birini iade eylemez. Muhıyt’te de böyledir.
وَلَوْ كانت جِرَاحَةٌ فَرَبَطَهَا فَابْتَلَّ ذلك الرِّبَاطُ إنْ نَفَذَ الْبَلَلُ إلَى الْخَارِجِ نُقِضَ الْوُضُوءُ وَإِلَّا فَلَا وَلَوْ كان الرِّبَاطُ ذَا طَاقَيْنِ فَنَفَذَ الْبَعْضُ دُونَ الْبَعْضِ يَنْتَقِضُ الْوُضُوءُ كَذَا في التَّتَارْخَانِيَّة في نَوَاقِضِ الْوُضُوءِ
Bir sargı ile sarılmış bulunan yaranın kanı veya cerahati, sargının dışına çıkarsa, abdest bozulur. Fakat böyle bir ıslaklık sargının dışına çıkmazsa abdest bozulmaz.
Şayet, sargı iki kat olur da, ıslaklık bir kısmına geçmiş bulunursa, bu durumda abdest bozulur. Tatarhaniyye’nin abdesti bozan şeyler kısmında da böyledir.
وَلَا يَجُوزُ الْمَسْحُ على الْقُفَّازَيْنِ هَكَذَا في الْكَافِي
Eldivenlere meshetmek caiz değildir. Kâfi’de de böyledir.
وَلَوْ أَمَرَ إنْسَانًا أَنْ يَمْسَحَ خُفَّيْهِ جَازَ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bir adam, diğer bir şahsa, kendisinin mestlerine mesh eylemesini emretse de o da meshetmiş olsa, bu mesh caiz olur. Hulâsa’da da böyledir.
الْمَرْأَةُ في الْمَسْحِ على الْخُفَّيْنِ بِمَنْزِلَةِ الرَّجُلِ لِاسْتِوَائِهِمَا في الْمَعْنَى الْمُجَوِّزِ لِلْمَسْحِ كَذَا في الْمُحِيطِ
Mestler üzerine meshetmek hususunda, kadınlar da erkekler gibidir. Mestlere meshetmenin caiz olup olmamasında, her ikisi de eşittir. Muhıytte de böyledir.
Fetava-i Hindiyye’ın butün konuları burda
Facebook’taki grubumuz burda
WhatsApp’taki grubumuz burda



