الْفَصْلُ الثَّالِثُ في الْمُتَفَرِّقَاتِ
Üçüncü fasıl dihğeşik hükümler hakkındadır
:سُنَنُ التَّيَمُّمِ سَبْعٌ
Teyemmümün, yedi sünneti vardır. Bunlar da:
- اقبال الْيَدَيْنِ بَعْدَ وَضْعِهِمَا على التُّرَابِ
- وادبارهما
- وَنَفْضُهُمَا
- وَتَفْرِيجُ الْأَصَابِعِ
- وَالتَّسْمِيَةُ في أَوَّلِهِ
- وَالتَّرْتِيبُ
- وَالْمُوَالَاةُ
1- îki elini toprak üstüne koymak,
2- Elleri, toprağın üstünde ileri – geri sürtmek,
3- Elleri silkmek,
4- Parmakların arasını açmak,
5 – Teyemmümün başında «besmele» çekmek,
6 – Tertibe riayet etmek,
7- Ve bütün bunları, arka arkaya yapmak, araya bir fasıla vermemektir. Nehrü’l-Fâık’ta da böyledir.
Teyemmümün Yapılışı :
وَكَيْفِيَّةُ التَّيَمُّمِ أَنْ يَضْرِبَ يَدَيْهِ على الْأَرْضِ يُقْبِلُ بِهِمَا وَيُدْبِرُ ثُمَّ يَرْفَعُهُمَا وَيَنْفُضُ كَذَا في التَّبْيِينِ
Teyemmüm yapacak olan kimse, iki elini toprağa vurduktan sonra ileri iter ve geri çeker. Sonra ellerini kaldırır ve topraklar dağılana kadar silker.
îki eli ile yüzünde hiç bir boş yer kalmayıncaya kadar yüzünü mesheder.
Daha sonra ise, ellerini önceki gibi yere vurup, dirsekleri ile beraber kollarım mesheder. Tebyîn’de de böyledir.
بِقَدْرِ ما يَتَنَاثَرُ التُّرَابُ كَذَا في الْهِدَايَةِ
وَيَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ بِحَيْثُ لَا يَبْقَى منه شَيْءٌ ثُمَّ يَضْرِبُ يَدَيْهِ على الْأَرْضِ كَذَلِكَ وَيَمْسَحُ بِهِمَا ذِرَاعَيْهِ إلَى الْمِرْفَقَيْنِ كَذَا في التَّبْيِينِ
قال مَشَايِخُنَا وَيَمْسَحُ باربع اصابع يَدِهِ الْيُسْرَى ظَاهِرَ يَدِهِ الْيُمْنَى من رُءُوسِ الْأَصَابِعِ إلَى الْمِرْفَقَيْنِ ثُمَّ يَمْسَحُ بِكَفِّهِ الْيُسْرَى بَاطِنَ يَدِهِ الْيُمْنَى إلَى الرُّسْغِ وَيُمِرُّ بَاطِنَ ابهامه الْيُسْرَى على ظَاهِرِ ابهامه الْيُمْنَى ثم يفعل بِالْيَدِ الْيُسْرَى كَذَلِكَ وهو الاحوط كَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ وَهَكَذَا في الْبَدَائِعِ
Âlimlerimiz «Parmak uçlarından dirseğe varıncaya kadar, sol elinin dört parmağı ile sağ elinin dış tarafını meshettikteri sonra, sol elinin içi ile dirsekten itibaren sağ elinin iç tarafını, bileğe varıncaya kadar ve sor elinin baş parmağının içini sağ elinin baş parmağının dışına sürerek sağ eliyle de aynı şeyi yapar; en lâyık olanı da budur.» demişlerdir. Bedâi’de de böyledir.
لو تَيَمَّمَ قبل دُخُولِ الْوَقْتِ جَازَ عِنْدَنَا هَكَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bir kimsenin, vakit girmeden önce teyemmüm etmesi, bize göre caizdir.
وَيُسْتَحَبُّ التَّأْخِيرُ إلَى آخِرِ الْوَقْتِ لِمَنْ يَغْلِبُ على ظَنِّهِ انه يَجِدُ الْمَاءَ في آخِرِهِ إذَا كان بَيْنَهُ وَبَيْنَ مَوْضِعٍ يَرْجُوهُ مِيلٌ هَكَذَا في مِعْرَاجِ الدِّرَايَةِ
Fakat, suyu bulacağına zann-ı galibi olanlar ve suyu bulacağını ümid ettiği yerle kendisi arasında bir milden daha az bir mesafe bulunanlar için, vaktin sonuna kadar, teyemmümü tehir etmek müstehabtır. Mi’racü’d – Dîrâye’de de böyledir.
قال الْخُجَنْدِيُّ يُؤَخِّرُ إلَى آخِرِ وَقْتِ الْجَوَازِ وقال غَيْرُهُ إلَى آخِرِ وَقْتِ الِاسْتِحْبَابِ وهو الصَّحِيحُ كَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ
el-Hucnedî : «Vaktin, caiz olabileceği son zamanına kadar te’hir edilir;» demiştir. Başkaları ise : «Caiz olan, son vakte kadar te’hir etmek müstehab’tır.» demişlerdir. Sahih olan da budur. Sirâ-cü’l – Vehhâc’da da böyledir.
وان لم يَكُنْ على طَمَعٍ من وُجُودِ الْمَاءِ لَا يُؤَخِّرُ وَيَتَيَمَّمُ ويصلى في الْوَقْتِ الْمُسْتَحَبِّ كَذَا في الْبَدَائِعِ وَهَكَذَا في شَرْحِ الطَّحَاوِيِّوَالْكَافِي
Fakat, suyun varlığına ümidi olmayan kimse, te’hir etmeyip teyemmüm eder. Namazını da müstehâb olan —ilk— vakitte kılar. Bedâi’de ve Tahâvî Şerhi’nde ve Kâfi’de de böyledir.
ثَلَاثَةٌ في السَّفَرِ جُنُبٌ وَحَائِضٌ طَهُرَتْ وَمَيِّتٌ وَثَمَّةَ مَاءٌ مِقْدَارُ ما يَكْفِي لاحدهم فَإِنْ كان الْمَاءُ مِلْكًا لاحدهم فَهُوَ أَوْلَى بِهِ وان كان الْمَاءُ لهم جميعا لَا يُصْرَفُ إلَى أَحَدِهِمْ وَيُبَاحُ التَّيَمُّمُ لِلْكُلِّ وان كان مُبَاحًا كان الْجُنُبُ أَوْلَى بِهِ كَذَا في فَتَاوَى قاضيخان وهو الْأَصَحُّ هَكَذَا في الظَّهِيرِيَّةِ
Yolculuk esnasında, bir cünüp, hayızdan temizlenmesi gereken bir kadın ve bir de cenaze bulunsa; ancak, bunların birisine yetecek kadar da su olsa, bu su, hangisine ait ise, onun kullanması evlâdır.
Şayet bu suya, hepsi de ortaksa, o su, hiçbirisine harcanmaz ve bunların her birine teyemmüm mubah olur. Bu durum, her ne kadar mubah ise de, o suyu, cünüp olan kimsenin kullanması daha evlâdır. Fetvâyi Kâdihân’da da böyledir. Sahîh olan da budur. Zahîriyye’de de böyledir.
وَكَذَا لو كان مَكَانَ الْحَائِضِ مُحْدِثٌ يُصْرَفُ إلَى الْجُنُبِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Hatta, hayızlınm yerinde, abdesti olmayan bir kimse bulunsa, su, yine cünübe sarfedilir. Hulâsa’da da böyledir.
وَلَوْ كان الْمَاءُ بين الْأَبِ وَالِابْنِ فالاب أَوْلَى بِهِ كَذَا في فَتَاوَى قاضيخان
Su, baba ile oğulun arasında olursa, babanın, suyu kullanması evlâdır. Fetâvây-i Kâdîhân’da da böyledir.
لو كان مع الْجُنُبِ ما يَكْفِي لِلْوُضُوءِ يَتَيَمَّمُ وَلَا يَجِبُ التَّوَضُّؤُ بِهِ إلَّا إذَا كان مع الْجَنَابَةِ حَدَثٌ يُوجِبُ الْوُضُوءَ وَكَذَا لو كان مع الْمُحْدِثِ ما يَكْفِي لِغَسْلِ بَعْضِ أَعْضَاءِ الْوُضُوءِ فأنه يَتَيَمَّمُ من غَيْرِ غَسْلِهِ هَكَذَا في شَرْحِ الْوِقَايَةِ
Cünüb iken yanında, abdeste yetecek kadar suyu bulunan bir kimse, teyemmüm eder. O sü ile abdest alması icab etmez.
Fakat, bu kadar suyu olan bir kimse, cünüp olur ve bununla birlikte abdest almayı gerektiren bir hades vaki’ olursa, o kimsenin, abdest alması gerekir.
Abdesti olmayan bir kimsenin yanında bulunan ve abdest azalarından bir kısmını yıkayacak kadar —birazcık— suyu olan bir kimse, o su ile bir yerini yıkamaz, teyemmüm eder. Vikaye Şerhi’nde de böyledir.
تَيَمَّمَ وفي رَحْلِهِ مَاءٌ لَا يَعْلَمُ بِهِ أو نَسِيَهُ فَصَلَّى أَجْزَأَتْهُ عِنْدَهُمَا خِلَافًا لِأَبِي يُوسُفَ رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى كَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
Seferi (yolcu) bir kimse, yükü arasında su bulunduğunu bilmese veya suyun varlığını unutsa ve teyemmüm ederek namaz kilsa kıldığı bu namaz İmâmı A’zam (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)’e göre caiz olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)’a göre ise, caiz olmaz.
وَالْخِلَافُ فِيمَا إذَا وَضَعَهُ بِنَفْسِهِ أو وَضَعَهُ غَيْرُهُ بِأَمْرِهِ أو بِغَيْرِ أَمْرِهِ بِعِلْمِهِ وَإِنْ كان بِغَيْرِ عِلْمِهِ لَا يُعِيدُ اتِّفَاقًا كَذَا في التَّبْيِينِ
Buradaki görüş ayrılığı, suyu, bizzat kendisinin koymuş bulunmasına ve bir başkasına, yüküne su koymasını emretmiş olmasına göredir. Emretmiş olmamasına rağmen, koymuş bulunduğunu bilmesi de aynıdır.
Fakat, suyu kendisi koymamış veya bilgisinin dışında konmuşsa, namazını iade etmiyeceği hususunda ittifak vardır. Tebyîn’de de böyledir.
وَالذِّكْرُ في الْوَقْتِ وَبَعْدَهُ سَوَاءٌ كَذَا في الْهِدَايَةِ
Bu durumda, suyu, namazın içinde veya namazdan sonra hatrlaması da müsavidir. Hidâye’de de böyledir.
وإذا ضَرَبَ خِبَاءَهُ على رَأْسِ بِئْرٍ قد غُطِّيَ رَأْسُهَا وَفِيهَا مَاءٌ وهو لَا يَعْلَمُ أو كان على شَطِّ النَّهْرِ وهو لَا يَعْلَمُ فَتَيَمَّمَ وَصَلَّى بِهِ جَازَ عِنْدَهُمَا خِلَافًا لِأَبِي يُوسُفَ رَحِمَهُ اللَّهُ تَعَالَى هَكَذَا في الْمُحِيطِ
Seferi bir kimse, çadırını, içinde su bulunan fakat üzere örtülmüş olan bir kuyunun başına kurarak su olduğunu bilmeden veya bir nehrin kenarında bulunduğu halde sudan haberi olmadan, teyemmüm edip namaz kilsa; namazı, İmâmı A’zam (R.A.) ile İmâm Muhammed (R.A.) ‘e göre caiz olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ‘a göre ise, caiz olmaz. Muhıyt’te de böyledir.
إذَا شَكَّ أو ظَنَّ أَنَّ مَاءَهُ قد فَنِيَ وَصَلَّى ثُمَّ وَجَدَهُ فإنه يُعِيدُ إجْمَاعًا وَلَوْ كان على ظَهْرِهِ أو مُعَلَّقًا في عُنُقِهِ أو مَوْضُوعًا بين يَدَيْهِ فَنَسِيَهُ وَتَيَمَّمَ لَا يَجُوزُ إجْمَاعًا كَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ
Bir kimse suyunun olup olmadığı konusunda— tereddüt etse veya suyunun bitmiş olduğunu zannetse ve bu durumda, teyemmüm edip namaz kıldıktan sonra, suyunu bulsa; o kimsenin, namazını iade edeceğinde ittifak vardır.
Su, bir adamın sırtında veya boynunda takılı —bulunan bir kapta— olsa veyahut da yanına konulmuş bulunsa da, o kimse, bu suyu unutarak teyemmüm etmiş olsa; bu kimsenin teyemmümünün; caiz olmadığında ittifak vardır. Sirâcü’l-Vehhâc’da da böyledir.
وَلَوْ كان الْمَاءُ على الْإِكَافِ مُعَلَّقًا إنْ كان رَاكِبًا وَالْمَاءُ في مُؤْخِرِ الرَّحْلِ جَازَ وَإِنْ كان في مُقْدِمِهِ لَا يَجُوزُ وَإِنْ كان سَائِقًا فَإِنْ كان في مُؤْخِرِ الرَّحْلِ لَا يَجُوزُ وَإِنْ كان في مُقْدِمِهِ جَازَ وَإِنْ كان قَائِدًا جَازَ كَيْفَمَا كان هَكَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
Su, palanın (eşek veya katırın semerinin) üzerinde asılı o’muş olsa; eğer bir kimse bu hayvana binmiş olarak gitmekte ve su da, semerin arka tarafında ise, o kimsenin teyemmümü caiz olur. Fakat, su ön tarafta ise, o kimsenin teyemmümü caiz olmaz.
Fakat, eğer adam, bu hayvan sürerek götürmekte ise ve suda semerin arkasında bulunuyorsa, teyemmümü caiz olmaz; su, semerin Önünde bulunuyorsa, teyemmümü caiz olur.
Fakat, adam, hayvanı çekerek götüren biri ise, bu kimsenin teyemmümü, her halde caiz olur. Serâhsî’nin Muhıyt’ınde de böyledir.
وإذا لم يَقْدِرْ الْمَرِيضُ على الْوُضُوءِ وَالتَّيَمُّمِ وَلَيْسَ عِنْدَهُ من يُوَضِّئُهُ وَيُيَمِّمُهُ فإنه لَا يُصَلِّي عِنْدَهُمَا قال الشَّيْخُ الْإِمَامُ محمد بن الْفَضْلِ رَحِمَهُ اللَّهُ رَأَيْت في الْجَامِعِ الصَّغِيرِ لِلْكَرْخِيِّ أَنَّ مَقْطُوعَ الْيَدَيْنِ وَالرِّجْلَيْنِ إذَا كان بِوَجْهِهِ جِرَاحَةٌ يُصَلِّي بِغَيْرِ طَهَارَةٍ وَلَا تَيَمُّمٍ وَلَا يُعِيدُ وَهَذَا هو الْأَصَحُّ كَذَا في الظَّهِيرِيَّةِ
Bir kimse, hasta olsa ve abdest almaya da teyemmüm etmeye de gücü yetmese, ayrıca, yanında, da, abdest aldıracak veya teyemmüm ettirecek kimsesi bulunmasa, İmâmeyn’e göre, o adam, namaz kılmaz.
İmâm Fazl bin Muhammed : «Ben, Kerhî’nin Câmi’u’s – Seğîr’inde, şöyle yazılı olduğunu gördüm : Elleri ve ayakları kesilmiş, yüzü de yara olan bir adam, abdestsiz ve teyemmümsüz namaz kılar ve iade etmez.» demiştir. Esahh olan da budur. Zahî-riyye’de de böyledir.
وَلَوْ أَنَّ الْمَحْبُوسَ لم يَجِدْ مَاءً وَلَا تُرَابًا نَظِيفًا لَا يُصَلِّي في قَوْلِ أبي حَنِيفَةَ وَمُحَمَّدٍ رَحِمَهُمَا اللَّهُ تَعَالَى كَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Mahpus olup da, su ve temiz toprak bulamayan kimse, namaz kılamaz. Bu, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (R.A) ve İmâm Muhammed (R.A.) ‘in kavildir. Fetâvâyi Kâdîhân’da da böyledir.
وَهَذَا إذَا لم يُمْكِنْهُ أَنْ يَنْقُرَ الْأَرْضَ أو الْحَائِطَ بِشَيْءٍ فَإِنْ أَمْكَنَهُ يَسْتَخْرِجُ التُّرَابَ وَيَتَيَمَّمُ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bu yukaridaki fetva yerden veya duvardan bir şey çıkarmaya imkân olmadığı vakit içindir. Fakat, bu kimsenin toprak çıkarma imkanı olursa, teyemmüm eder ve namazını kılar. Hulasa’da da böyledir.
وفي الْإِيضَاحِ إذَا كان لو تَوَضَّأَ سَلُسَ بَوْلُهُ وَإِنْ تَيَمَّمَ لَا يَسْلُسُ جَازَ له التَّيَمُّمُ كَذَا في السِّرَاجِ الْوَهَّاجِ
İzâh’da : «Abdest aldığı zaman idrarını tutamıyan kimse, teyemmüm edince idrarını tutabiliyorsa, teyemmüm etmesi caizdir.» denilmiştir. Sirâcül’-Vehhâc’da da böyledir.
رَجُلٌ في الْبَادِيَةِ معه مَاءُ زَمْزَمَ في الْقُمْقُمَةِ وقد رَصَّصَ رَأْسَهَا لَا يَجُوزُ التَّيَمُّمُ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Çölde bulunan bir kimsenin, yanında, ağzı lehimlenmiş bir ibrik içinde zemzem bulunsa, o kimsenin, teyemmüm etmesi caiz olmaz. Hulâsa’da da böyledir.
وَيَجُوزُ التَّيَمُّمُ إذَا حَضَرَتْهُ جِنَازَةٌ وَالْوَلِيُّ غَيْرُهُ فَخَافَ إنْ اشْتَغَلَ بِالطَّهَارَةِ أَنْ تَفُوتَهُ الصَّلَاةُ وَلَا يَجُوزُ لِلْوَلِيِّ وهو الصَّحِيحُ هَكَذَا في الْهِدَايَةِ
Hazır olan bir cenazenin namazının, kendisi abdest alıncaya kadar kılınacağından korkan bir adamın, cenazenin sahibi değilse, teyemmüm etmesi caizdir. Fakat, kendisi cenazenin sahibi ise, teyemmüm etmesi caiz değildir. Sahih olan da budur.
وَلَا لِمَنْ أَمَرَهُ الْوَلِيُّ هَكَذَا في الْخُلَاصَةِ
Velî’nin, cenaze namazını kıldırmasını emrettiği kimse de, teyemmüm edemez. Hulâsa’da da böyledir.
وَيَجُوزُ التَّيَمُّمُ لِلْوَلِيِّ إذَا كان من هو مُقَدَّمٌ عليه حَاضِرًا اتِّفَاقًا لِأَنَّهُ يَخَافُ الْفَوْتَ وَكَذَا يَجُوزُ له التَّيَمُّمُ إذَا أَذِنَ لِغَيْرِهِ بِالصَّلَاةِ هَكَذَا في الْبَحْرِ الرَّائِقِ
Fakat, bu hususta, cenaze namazını kıldırmaya kendisinden daha yetkili bir velî hazır olunca, yetkisi az olan kimsenin, teyemmüm etmesi caiz olur. Çünkü, yetkisi az olan kimse, kendisinin, cenaze namazım kılmak için beklenmemesinden korkabilir.
Cenaze namazım kıldırmak için, bir başka kimseye izin vermiş olan velî’nin de, teyemmüm etmesi caiz olur. Behrü’r-Râık’ta da böyledir.
صلى على جِنَازَةٍ بِتَيَمُّمٍ ثُمَّ أُتِيَ بِأُخْرَى فَإِنْ كان بين الثَّانِيَةِ وَالْأُولَى مِقْدَارُ مُدَّةٍ يَذْهَبُ وَيَتَوَضَّأُ ثُمَّ يَأْتِي وَيُصَلِّي أَعَادَ التَّيَمُّمَ وَإِنْ لم يَكُنْ مِقْدَارُ ما يَقْدِرُ على ذلك صلى بِذَلِكَ التَّيَمُّمِ وَعَلَيْهِ الْفَتْوَى هَكَذَا في الْمُضْمَرَاتِ
Bir adam, teyemmümle bir cenaze namazı kıldıktan sonra, ikinci bir cenaze daha gelmiş olsa; eğer, birinci cenaze ile ikinci cenaze arasında, bir abdest alacak kadar vakit yoksa, o teyemmümle, ikinci cenazenin namazını da kılar. Fakat, vakit varsa kılamaz; yeniden teyemmüm yapar. Muzmarât’ta da böyledir.
التَّيَمُّمُ لِصَلَاةِ الْعِيدِ قبل الشُّرُوعِ بها لَا يَجُوزُ لِلْإِمَامِ إذَا لم يَخَفْ خُرُوجَ الْوَقْتِ وَإِلَّا يَجُوزُ هَكَذَا في الْبَحْرِ الرَّائِقِ
Vaktin çıkmasından korkmadıkça, bayram namazına başlamadan, önce, imâmın teyemmüm etmesi caiz olmaz. Fakat, vaktin çıkmasından korkuyorsa, teyemmüm caiz olur. Behrü’r-Râık’ta da böyledir.
وَلَا يَجُوزُ لِلْمُقْتَدِي إنْ لم يَخَفْ فَوْتَ الصَّلَاةِ لو تَوَضَّأَ وَإِلَّا يَجُوزُ وَلَوْ أَحْدَثَ أَحَدُهُمَا بَعْدَ الشُّرُوعِ فيها بِالتَّيَمُّمِ تَيَمَّمَ وَبَنَى بِلَا خِلَافٍ وَكَذَلِكَ بَعْدَ الشُّرُوعِ بِالْوُضُوءِ إنْ خَافَ ذَهَابَ الْوَقْتِ بِالْإِجْمَاعِ وَإِنْ لم يَخَفْ ذَهَابَهُ فَإِنْ كان يَرْجُو إدْرَاكَ الْإِمَامِ قبل الْفَرَاغِ لَا يُبَاحُ له التَّيَمُّمُ بِالْإِجْمَاعِ وَإِنْ لم يَرْجُ إدْرَاكَهُ قبل الْفَرَاغِ تَيَمَّمَ وَبَنَى عِنْدَ أبي حَنِيفَةَ رَحِمَهُ اللَّهُ خِلَافًا لَهُمَا هَكَذَا في النِّهَايَةِ
Muktedî’de, eğer, abdest alıncaya kadar, namazın kılınıp biteceğinden korkmuyorsa, teyemmüm etmesi caiz olmaz; fakat, namazın kılınacağından korkuyorsa, teyemmüm etmesi caiz olur.
Teyemmümle namaza başlamış olan bir kimsenin, abdesti bozulsa; bu kimsenin, —tekrar— teyemmüm edip, namaza devam edeceği hususunda, hiç bir ihtilâf yoktur.
Fakat, abdestle namaza başlamış olan bir kimsenin, abdesti bozulmuş olsa; bu kimse eğer, vaktin çıkmasından korkarsa, bil-icmâ’, teyemmüm ederek namaza devam eder.
Fakat eğer, bu kimse, vaktin çıkmasından korkmaz ve imâm, namazı bitirmeden, abdest alıp ona yetişeceğini ümid ederse; bu kimsenin teyemmüm etmesi, bil-icmâ’ mubah olmaz. Şayet, bunu ümid etmiyorsa, o kimse, teyemmüm edip namazına devam eder. Bu, İmâm-ı A’zam (R.A.)’a göredir. Diğer imamlarımız ise, buna muhaliftir. Nihâye’de de böyledir.
وَالْأَصْلُ أَنَّ كُلَّ مَوْضِعٍ يَفُوتُ فيه الْأَدَاءُ لَا إلَى خُلْفٍ فإنه يَجُوزُ له التَّيَمُّمُ وما يَفُوتُ إلَى خُلْفٍ لَا يَجُوزُ له التَّيَمُّمُ كَالْجُمُعَةِ كَذَا في الْجَوْهَرَةِ النَّيِّرَةِ
Aslolan, edâ edilmediği zaman, onun yerini tutabilecek bir şeyin olmaması halinde, teyemmüm etmek caizdir;
Fakat, bir ibadetki onun halefi (yerini tutacak bir şey) var-ı!ır, onun için teyemmüm etmek caiz değildir. Cum’a namazı gibi Cevlıeret’ün-Neyyire’de de böyledir.
وَلَوْ تَيَمَّمَ اثْنَانِ من مَكَانٍ وَاحِدٍ جَازَ كَذَا في مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ
İki kimsenin, aynı zamanda ve aynı yerde teyemmüm etmesi caizdir. Serahsî’nin Muhıyt’inde de böyledir.
وإذا تَيَمَّمَ مِرَارًا من مَوْضِعٍ وَاحِدٍ جَازَ كَذَا في التَّتَارْخَانِيَّة
Bir adamın, aynı yerden tekrar tekrar teyemmüm etmesi de caizdir. Fetâvâyi Tatarhâniyye’de de böyledir.
وَيَجُوزُ التَّيَمُّمُ لِلْجُنُبِ لِصَلَاةِ الْجِنَازَةِ وَصَلَاةِ الْعِيدِ كَذَا في الظَّهِيرِيَّةِ
Cühüp olan bir kimsenin, teyemmümle, cenaze ve bayram namazlarını kılması caiz olur. Zahîriyye’de de böyledir.
وَمَنْ اسْتَيْقَنَ بِالتَّيَمُّمِ فَهُوَ على تَيَمُّمِهِ حتى يَسْتَيْقِنَ بِالْحَدَثِ وَمَنْ اسْتَيْقَنَ بِالْحَدَثِ فَهُوَ على حَدَثِهِ حتى يَسْتَيْقِنَ بِالتَّيَمُّمِ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Bir kimse, teyemmümlü olduğuna kani oldukça, abdestinin bozulduğu şüphesine düşünceye kadar teyemmüm üzeredir. Abdestsiz olduğuna kani olunca da, teyemümlü olduğuna inanana kadar abdestsizdir. Hulâsa’da da böyledir.
وَالتَّيَمُّمُ على التَّيَمُّمِ ليس بِقُرْبَةٍ كَذَا في الْقُنْيَةِ
Teyemmüm üstüne teyemmüm etmek, sevab değildir, Künyede de böyledir.
وَلِلْمُسَافِرِ أَنْ يَطَأَ جَارِيَتَهُ وَإِنْ عَلِمَ أَنَّهُ لَا يَجِدُ الْمَاءَ كَذَا في الْخُلَاصَةِ
Misafir, (yolcu) suyun olmadığını bilse bile, cariyesi ile cima’ edebilir. Hulâsa’da da böyledir.
الْمُصَلِّي إذَا قال له نَصْرَانِيٌّ خُذْ الْمَاءَ فإنه يَمْضِي على صَلَاتِهِ وَلَا يَقْطَعُ لِأَنَّ كَلَامَهُ قد يَكُونُ على وَجْهِ الِاسْتِهْزَاءِ فَلَا يَقْطَعُ بِالشَّكِّ فإذا فَرَغَ من الصَّلَاةِ سَأَلَهُ إنْ أَعْطَاهُ أَعَادَ وَإِلَّا فَلَا كَذَا في فَتَاوَى قَاضِي خَانْ
Teyemmümle namaz kılan bir kimseye, bir hiristiyan «al suyu-dese, o kimse namazım bozmaz. Çünkü, nasranînin sözü sana su»yunftu, Hüsranının sözü istihza olabilir. Namaz ise, şüpheli olan bir şeyden dolayı bozulmaz. Namazı bitirdikten sonra o su istenir. Eğer, Nfesrânî suyu verirse, o kimse, teyemmümle kılmış olduğu o nama7j iade eder. Fetâ-vâyî Kâdîhân’da da böyledir.
Fetava-i Hindiyye’ın butün konuları burda
Facebook’taki grubumuz burda
WhatsApp’taki grubumuz burda



